ALMUS - ARTOVA - BAŞIÇİFTLİK - ERBAA - NİKSAR - PAZAR - REŞADİYE - SULUSARAY - TURHAL - YEŞİLYURT - ZİLE - 0216 419 60 80
  " Sıladan Gurbete , Gurbetten Sılaya "
ABONE İÇİN
0216 419 60 80

İSTATİSTİKLER

19 kategori altında, toplam 492 haber bulunmaktadır.

Bu haberler toplam 1444867 defa okunmuş ve 1409 yorum yazılmıştır.

SALİH TANRIVERDİ

Kategori Kategori: SALİH TANRIVERDİ | Yorumlar 8 Yorum | Okunma 6036 Okunma | Yazar Yazan: HABERCİ | 27 Temmuz 2007 12:43:34

1974 yılında Reşadiye Yolüstü Kasabası'nda doğdum. 1986 yılında İstanbul'a geldim. Çeşitli kuruluşlarda çalıştım. 1990 yılında ulusal bir gazetede işe başladım 2000 yılına kadar gazetenin çeşitli birimlerinde görevler aldım. 2000 yılında Tokat Haberci Gazetesini kurdum. Halen Tokat Haberci Gazetesini imtiyaz sahipliğini yapmaktayım. Ayrıca bir çok sivil toplum örgütünde yönetim kurulu üyesiyim.

MAYIS 2010

“Birbuçuk” kalsak bile…

Anlaşılmaz, gizemli, karabasan, içinde binbir tür çarpıklığı barından bir toplum içinde ne yöne gideceğimizi, hangi tarafa bakıp, geleceğe rotamıza kimle, nasıl yön vereceğimizi bulmaya çalışıyoruz…

Yüzlerinde sayısız maske ile dolaşan, bakıldığında adam sanılan ama yüzüne tükürsen tükürüğüne yazık denecek, insanlar ve bunlara çanak tutan alangirli, alemi salak yerine koyduğunu sanan sözde etkin kişiler…

Evet, hep deriz yaa köyde kahvehanede, bir araya geldiğimiz meclislerde, “ne olacak bu memleketin hali?” bende diyorum ki, ne olacak nüfusu bir milyona yaklaşmış İstanbul’daki Tokatlıların hali? Bir şeyleri yoluna koymaya, bu toplumun önünü açmaya, geleceğe nitelikli insanlar hazırlamak ve çaresiz kalanlara bir imdat eli olacak bir yapılanmayı inşa etmeye çalışanlara köstek olmaya çalışanları anlamak çok zor… Her şeye rağmen bu gemi rotasında dosdoğru ilerlemektedir. Kimsenin kuşkusu ve endişesi olmasın bu güçlü çatı örgütü mutlaka vücut bulacak; er yada geç.!

Bu anlaşılmaz, muammalı bir ortamda bu çatıyı kim ve kimler yapacak, “Kaç kişiniz?” diye sorulsa ve de milyona yakınız diye cevap versek, onlara da, “Öyleyse buyurun zehirle pişmiş bu aşı yemeye!” desek!, Hacı Bayram Veli’nin talebeleri gibi, bizde “Birbuçuk kişiye” inmedik mi?! İşte bu bize dikenli ve meşakkatli bu yolda “Birbuçuk” kişiyle yürüyeceğinizi gösterdi… İşte bu yüzden, bunu yaparken çevremize bakıp buraya geleceklere bakmadan, “Birbuçuk” inanan samimi insanla bu amacı gerçekleştireceğiz.  Bilmeliler ki, biz elif kadar dik, bir o kadar yalnız, ama yüzonbir (111) kadar da çoğuluz!!! Amaçları bulanık olanlar şunu da bilmeliler ki, balık tutmak için ördükleri ağa ayakları dolaşacak, tavşan için kurdukları tuzağa ellerini kaptıracaklarını unutmasınlar. Zannediyorlar ki bu çatının vücut bulmasına ön ayak olanlara mani olunca mesele kalmayacak! Ama bilmiyorlar ki, tarih onlardan hesap soracak, lanet okunacak kirli vicdanlarına, ruhlarına…

Tokatlılar ölü toprağını üzerlerinden atmalıdırlar. Artık sivil örgütlülüğün siyasi, ideoloji, bölgesel ve mezhepsel görüşlerin etkisinden çıkarılmalı ve bunları zenginlik olarak aynı çatıda toplayabilmelidir. Kurulacak vakfımızda bu değerleri içersinde toplamadığına inanan ve bunu ispat edecek varsa ortaya çıksın söylesin. Olmadı toplum adına daha iyi bir fikri olan varsa çalışmalarımızı beğenmiyor, yada yeterli bulmuyorsa buyursunlar gelsinler, samimi ve dürüstlük çerçevesinde burada onlara da yer var.

Bu toplum üzerinden kültür safsatasıyla ortaya çıkan aptal, saptal ne idüğü belli olmayan içeriği boş, eser diye salyalı, salyalı anlatılarak reklam edilen ve ortaya atılan o kadar boş şeyler var ki bunlar sadece rant elde etmek için düzenlenen organizeler… hemşehrilerimizi bu konuda daha duyarlı ve sağduyulu olmaya davet ediyorum. Eğer bu ortaya çıkarılan organizelere dikkatlice şöyle bir bakarsalar, içeriğinin sadece kültürle kamufle edilen belgesiz, bilgisiz ve içinin boş olduğunu sadece para için yapılan bir organize olduğunu göreceklerdir. Tokat’ın ve bizlerin nitelikli insanlara ihtiyacı var. Bunu sağlamanın tek bir yolu var, eğitim ve yine eğitim… Kültür kisvesi ile kanınızı emen bu kenelere lütfen dikkat edin, para verdiğiniz bu organizelerin işlerini iyice tahlil edin. Ve şunu söylemeden bitiremeyeceğim “Birbuçuk” kalsak bile hiç az sayılmayız, çünkü bizler hala inandığımız yoldayız…

 
MART 2010

Meseleyi bil, sonra yargıla…

Her yeni doğuş şiddetli sancılara gebedir. Bizlerde ki birlik oluşumlarının hepsi bu tür sancılarla doğmuştur. Kendini bilmez üç beş kişinin bencillikleri yüzünden bu oluşumlar kimi zaman kurulamadan dağılmış, birçoğu da sakat doğmuştur.

Müstakil Tokatlılar Vakfı kuruluş çalışmaları da bu şiddetli sancılara direnç göstererek nüfuzunu tamamlamaya çalışıyor. bazıları ilimizin gururu insanların bir araya gelerek oluşturmak isteği bu güçlü çatının imarına engel koymaya çalışıyorlar. Ne kadar üzücü, ne kadar acı…

Bu konuları kendisiyle geniş şekilde istişare ettiğim kıymetli büyüğüm işadamı Hasan Bal babasından işittiği; “Bir adam okusa olsa ulema, yalasa mürekkep, meseleyi bilmezse merkeptir, merkep”  bu güzel sözle özetledi. Bende bu anlamlı sözü sizlerle paylaşmak istedim. Tokat vakfı bir burjuva değildir, evet varlıklı, nitelikleri olan insanlar tarafından oluşturulmaya çalışılan bir yapılanması olduğu gerçektir. Bunda eğrilik görenleri anlamakta güçlük çekiyorum. Okuma yazma bilmeyen biri size nasıl öğretmenlik yapar, yada bilgisiz bir kılavuz sizi istediğiniz yere nasıl götürür. Bu çatı etrafında toplanan insanlar ülkede kendini kanıtlamış, yaptığı işlerle, duruşlarıyla idol kabul edilmiş birbirinden önemli isimler. Bu isimler toplumumuzun önünü açmak, gençlere umutlu yarınlar tesis etme gayreti içinde olmaktan başka bir amaç ve gayeleri yok. Bizlerin bilgili ve nitelikli insanların önderliğine ihtiyacımız var. ‘Benden olsun çoban olsun’ mantığıyla düşünenler bu kentte yarım milyondan fazla nüfusa ulaşmış Tokatlıları etkisiz, yararsız, atıl belli görüşlerin oy depoları gibi göstermişler, yok saydırmışlardır. Bu makus tarihin değişebilmesi için bizlerin liderlere ihtiyacı var. Bunun tek çözümü ise eğitimli insanların bu sosyal oluşumların içinde liderlik yapmalarını temin etmektir. Tokat vakfının temel hedeflerinden bir tanesi de bu nitelikli insanların yetişmesine katkıda bulunmak, onların eğitimlerine yardımcı olmaktır.

Gelinen noktada ise, evet Tokat Vakfı kuruluşu biraz ağır işliyor bunu kabul ediyoruz ama bu ağır işleyiş kişisellikten değil bütünlükten kaynaklanan aksaklıklardır. Sivil toplum örgütleri gönüllülük esasında çalışır bunu bilmeyende yoktur. Hiç kimseye “siz bunu vaat ettiniz neden vermiyorsunuz, siz şunu yapacaktınız neden yapmadınız, sen neden beni arayıp bilgilendirmiyorsun, başkan her zaman arayıp rapor vermeli” gibi akla vicdana aykırı isteklerde bulunamazsınız. Bu kuruluşlara destek veren kişiler, yada hizmet edenler, başkanlık edenler işlerine, mesailerine, ailelerine ayıracakları zamanlarından feragat ederek maddi ve manevi desteklerini de vererek hiçbir şey almadan hizmet ederler. Bu bakımdan kimseyi zorlamak, verdiği sözü yerine getiremediği için onu arayıp rencide etmek gibi bir lükse ve hakka hiç kimse sahip değildir. Eğer bu işin yürümediğini düşünen veya ben daha iyisini yaparım diyenlere bu çatı altında liderlik yapması da dahil tüm haklar herkese açıktır. Her şeyi oldu-bittiye getirerek bunun ileride açacağı zararları veya toplum adına getirilerini düşünmeden yapılan işlerin neticeleri ortadadır. Bu çatının gecikmesinin en önemli bir diğer nedeni ise sadece tabela vakfı değil, gerçekten insana hizmet, onlardan sadece almak değil kamunun tüm imkanlarından istifade etmelerini sağlamak, toplanan ve oluşan gücü israf etmeden rantabl halde herkesin yararlanabilmesini sağlamak için yapılan altyapı çalışmalarındandır. Bu düşünceyle hareket edecek insanları bulmak kadar tanımakta oldukça zaman alan şeyler. Bu çatıya her gelen gönüllü iyi niyetlidir, ama bu iyi niyet ne zaman ne şekilde biteceğini görmek zamana bağlıdır. Temeli insan olan bu kuruluşlara temel olacak isimleri tespit etmek sandığınız kadar kolay değildir. Bunun tek bir çözümü zamandır. Bu nedenle oluşan bu küçük gecikmeden kesinlikle şu anlaşılmasın, Tokat Vakfı kurulamaz, kuramayacaklar. Bu vakıf Allah’ın izniyle kurulacak ve buradan tüm Tokatlılar istifade edecekler.

Vakıf Başkanlığını yoğun işlerine rağmen sürdüren ve bununla yetinmeyip maddi imkanlarını buraya seferber eden çok değerli, Tokat aşığı işadamı Sabri Doğan, her platformda özlenilen aranılan bir sivil toplum örgütü çatısını kuracağını dillendiriyor ve bunun için de büyük gayretler göstermektedir. Ekonomik özgürlüğünü kazanmış, toplumda sosyal yönüyle isim yapmış Sayın Sabri Doğan’ın Tokat Vakfından hiçbir beklentisi olamayacağı gibi, bu tür bir kuruluşta olmaya ihtiyacı da yoktur. Bizleri kıramadığı ve Tokat’a olan sevdası için vakfımızda başkanlık etmektedir. Şunu tüm kalbimle samimiyetle söylemek isterim ki Sayın Sabri Doğan’ın Tokat Vakfında başkanlık etmesi bizler için bir gurur hemşehrilerimiz içinde büyük bir şanstır. Sabri Bey gibi gücünün binde birini buraya kanalize edecek bir isim varsa getirin. Ben 10 yıldır gazeteciyim ben göremedim varsa siz söyleyin.

OCAK 2010

50 Bin Kişilik Sivil Ordu (Korucular)

 “Hükümet sınır güvenliğini korumak maksadıyla İç İşleri Bakanlığı’na bağlı 50.000 kişilik özel ve sivil bir ordu kurmayı düşündükleri ve bunun için Emniyet ile MİT’e ağır silah ithal izni vermeyi planlandığı söylentileri bazı kuşkuları akla getiriyor. Kurulması düşünülen bu 50 bin kişilik özel ve sivil ordu Geçicici Köy Korucuları’ndan mı oluşacağı ilk akla gelen konu.

Konuyu geniş ele alırsak geçmişte yaşanan olaylar ve söylemler söylediklerimizi tas tamam tamamlıyor.

Can Dündar’ın Şemdin Sakık ile yapmış olduğu bir röportajında,  “Çare yeniden Hamidiye Alayları” başlıklı bölümünde Parmaksız Zeki Kod adlı terörist Şemdin Sakık aynen şunları söylediği yayınlandı.

Kürt açılımıyla ilgili; “Benim projem şu: Bakın Kürt tarihinde Mir Alayları var, Hamidiye Alayları var, bugün de 90 bin kişilik Kürtlerden oluşan bir koruyucu ordusu var. Bırakalım bunlar eğer istiyorsa anlaşalım, 1000 kişilik veya 7000 kişilik ordunun bir askeri gücü olsun. Türk ordusuna bağlansın, sınır muhafızlığı yapsın…”

Hükümet şöyle böyle derken eşeğin aklına karpuz kabuğunu düşürmüş oldu.! Açılım politikalarını Apo’nun çizmiş olduğu yol haritasıyla götürmekle itham edilen hükümet, Apo’nun yardımcısı ve PKK’nın ikinci adamı durumundaki Şemdin Sakık’ın teklifine nasıl bakar bilmiyoruz ama şu 50.000 kişilik özel ordu şimdiden birçoklarının ağzını sulandırmaya başlamış bulunmaktadır. Tabii en çok da terör örgütünün. Çünkü en azından bu yolla sınır boylarında görev yapacak özel ordunun içinde kendi militanları olacaktır. Tıpkı bugün Geçici Köy Korucuları’nın içinde elemanları, işbirlikçileri, muhbirleri ve özel ulakları olduğu gibi (Reşadiye’de tutuklanan köy muhtarını hatırlayalım).

Bir özel ordunun kurulması her yönden sakıncalıdır. TSK’nin ülkenin sınır güvenliğini sağlayamadığı gibi bir anlama gelir ki; TSK’ye bundan daha büyük hakaret yapılmış olamaz. “Sınırını bile koruyamayan bir orduya ben ordu mu derim…?” diyen yurttaşlar orduya duyduğu güveni tamamen kaybederek, çocuklarını askere de göndermeyebilirler.

Geçmişte aynı soruna bakarsak dönemin Padişahı II.Abdülhamid, ayrılıkçı Kürt Aşiretlerini yola getirmek ve devlete bağlamak düşüncesiyle siyasi bir rüşvet olarak bu aşiretlerden müteşekkil alaylar kurdurmuştur. Bu amaçla önüne gelen aşiret reisine paşalık rütbesi ve unvanı vermiş, onları maaşa bağlamıştır. II. Abdülhamit paşalık rütbesini sadece erkek aşiret reislerine değil, kadın aşiret reislerine bile vermiştir ki; meşhur Fato Paşa bunlardandır. Aslen Dersimli olduğu da söylenen Fato Paşa, Kâhta yöresinde meskûn Almira Aşireti’nin reisi olduğu için II. Abdülhamit’ten bu unvanı almıştır. (Ne alakaysa kadına paşa rütbesi)

Aşiret Alayları’nın Türkiye’ye hiçbir katkısı olmamış mıdır? Diyenler vardır, elbette evet olmuştur! Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Ordusu cephelerde savaşırken doğudaki Ermeni unsurların güvenliği büyük ölçüde bu Aşiret Alayları’na bırakılmıştır. Kürt aşiretlerinden müteşekkil Hamidiye Alayları tehcire tabi tutulan Ermeni Vatandaşlarımızın yol güvenliğini sağlayabilmişler mi? Ne gezer? Yol güvenliğini sağlamak bir yana; bilakis göç kervanlarına bu alayların mensupları saldırmışlardır. Irza geçmeler, yağmalamalar, yakıp yıkmalar, öldürmeler hep bu Aşiret Alayları mensuplarınca tatbik edilmiştir. Tam 95 yıldır ısıtılıp ısılıtıp önümüze konulan Ermeni Katliamı ya da Sözde Ermeni Soykırımı büyük ölçüde işte bu Aşiret Alayları’nın marifetidir.

Bu sadece benim bir ön görüm bu ülkenin aydınları düşünürleri, kanaat önderleri bu fotoğrafı daha iyi yorumlar elbette. Haddimize değil belki bu konular hakkında fikir sunmak ama tarih tekerrürden ibaret sözü de hiçte kulak ardı edilmemeli. Türkler yüzyıllar boyu tüm uluslara hâkimiyet kurması tesadüfi değildir, geçmişinden, çevresinden, âliminden, çobanından herkesten her olaydan dersler çıkarmış ona göre strateji belirlemiştir. Payitaht ne zaman ki bunlardan uzaklaştı imparatorluk dağılmaya başladı. İnşallah ben yanılmış olurum, bu savlarım boş çıkar. Ama görünen o ki ve tarihte her şeyi apaçık gösteriyor ki hain yüzyıllar geçse de hainliğini devam ettiriyor. Hain küçük dünyalık uğruna vatanı, tüm değerleri gözünü kırpmadan satabiliyor, vicdanı sızlamadan kadın, çocuk, yaşlı demeden kanını akıtıyor. Yakında zaman da bir söz işittim çok etkileyici ve ilgimi çekti, “Yakana bit, kapına …..  yaklaştırma.”!!!.

KASIM 2009

Terör dağda değil, şehirde..!

Reşadiye ilçemizde 7 askerimizin hain bir pusuda şehit edilmesi tüm kamuoyunu üzüntüyle birlikte düşündürmeye devam ediyor. Tokatlıları ayağa kaldıran bu acı olayın üzerindeki sis perdesi ise halen aralanamadı.

Diğer taraftan hükümetin başlattığı ilk ismiyle, ‘Kürt açılımı’, ardından ‘Milli Birlik Projesi’ ve son olarak, ‘Demokratik Açılım’  adıyla yaptığı çalışmalar terör yanlılarını daha da yüreklendirdi ve terör dağlardaki inlerinden çıkarak kentlere geldi. Verilen tavizler ve barış elini geri çeviren bölücü yandaşları bu olayları kendilerince zafer olarak görerek, sağduyulu vatandaşlarımızı tahrik etmekteler. Gerek ülkenin doğusunda gerekse İstanbul’un belirli yerlerinde yapılan gösterilerde halkı tahrik ve kamu mallarına maddi zararlar veriliyor.

Tüm yaşanan bu olaylar bir gerçeği gözler önüne seriyor, artık terör aramızda dağlarda terör aramaya gerek yok. Hükümet politikaları sayesinde teröristler eylemlerini meşrulaştırarak büyük cesaret buldular. Artık Kürtlerin büyük çoğunluğu terörist başını kahraman lider olarak görüyor ve bunu rahatlıkla dillendiriyorlar.

Yıllardır görüştüğüm ve iyi bir arkadaşlık ilişkisinde bunduğum doğulu bir arkadaşım Reşadiye ilçesinde yaşanan terör olaylarını değerlendirirken bana büyük bir şok yaşattı. Terör kapımıza kadar gelmiş demekten kendimi alamadım…

Terörist başının masum oluşu, terör eylemlerinin kutsal bir mücadele benzetmesi gibi akla vicdana sığmayan benzetmeleri kanımı dondurdu. Yaptığımız tartışmada bana söylediği can alıcı açıklamalarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

”Sizi sabah akşam döven ve size kötülük eden bir babanız olsa ne yapardınız, gücünüz de ona yetmiyorsa? Ya ona zayıf anında saldırıp zarar vereceksiniz yada malına, canına zarar verip kaçacaksınız. Bir diğer intikam alma şekli ise gücünüz yetmiyorsa onun (Türkiye’nin diğer dış ve iç düşmanları) ile işbirliği yaparsınız. PKK de bunu yapmıştır, kendi halkına yapılan kötülüğe karşı güç birliği yaparak kürt halkının haklarını savunmaktadır. Özgürlük mücadelesinde zafer için her türlü hile yapılır, dolayısıyla dışardan destek alması ve işbirliği yapması oldukça doğaldır.”

Bunlar gibi bir sürü ihanet dolu terör savunmasını yaparken kendimden nefret ettim. Çünkü o insana kötü gününde maddi manevi her türlü desteği verdim. Hatta zaman zaman ben konusunu etmediğim halde o konuşurdu ve PKK ya lanet yağdırırdı. Bu kadar haysiyet yoksunu bir arkadaşım olduğu için kendimden utandım. Halen düşünüyorum acaba ben mi faşistim yoksa beyni kanla yıkanmış o insanlık yoksunu kişimi. Elbette kendine Türk denmesini istemeyen birine bizde Türk demeyiz. Türk Milleti gibi asil bir millet göstersinler bize bizde onu övelim. Tüm uluslar Türk Milletinin yüceliğini anlatırken Türk Bayrağı altında yaşayan bu ülkenin her türlü sosyal imkanlarından en fazla yararlanan ve ülkesine hiçbir katma değeri olmayan bu çapulcuların Türküm demelerinden ben utanırım. Bu şanlı ismi taşımaları onu kirletir. Zavallı insani, gelişimini tamamlayamamış kan içen canlı türleri. İçlerinde elbette insani değerler taşıyan bu ülke için yüce duygular besleyen asil insanlar da var onları bu tanımdan ayrı tutuyorum. Artık terör dağdaki ininden kendi bölgesinden çıktı kapımıza kadar dayandı.

EKİM 2009

Yeni Tokat vakfı yolda…

İlimizin en ileri gelen Sanayici işadamları, bürokratları, sanatçıları ve nitelikli tüm değerleri bir araya gelerek kurulması kararı alınan Tokatlılar Vakfı’nın kuruluş çalışmalarına başlandı…

Temel önceliği eğitim olacak vakıf Tokat’ın en güçlü sivil toplum örgütü çatısı olacak. Vakfın kuruluş aşamasında Genel Koordinatörlüğünü yapmam için şahsımı uygun gören başta Komite Başkanı Sayın Sabri Doğan ve komite üyelerine teşekkür ediyorum. Benim için büyük bir onur olarak kabul ettiğim bu görevi layıkıyla yapmak için çalışacağım.

Görevimin çok zor olduğunun farkındayım. Bu zorluklarla birlikte birilerinin beni engellemeye çalışacağının da farkındayım. Fakat; Tokat ve Tokatlının geleceği için bu yapının kurulması gerektiğine yürekten inanan gerçek hemşehri sevdalıları beni bu yolda yalnız bırakmayacaklardır. İnanmış bir avuç insan neyi başaramaz ki?

Çalışmalarımız öncelikle mütevelliler ve üyelerimizin müracaatlarıyla başladı. İsteyen hemşehrilerimiz bu hizmete ortak olabilirler. Burası kişilerin yeri değil samimi, memleket sevdalılarının yeri. Herkese kapısını sonuna kadar açmış bu yapılanmaya katılımınızı bekliyoruz. Cenaze kaldıran dernek tipi örgütlenmelerimizin sayıları üçyüz’ün üzerinde iken dernek modelli bir örgütlenme mantalitesinden uzak eğitim, sağlık, sosyal ve kültürel alanlarda toplumumuzu en iyi şekilde temsil edecek güçlü bir örgütlenmeyi sizlerinde destekleri ile hayata geçireceğiz.

Sevgili Dostlar yollar yürümek içindir

Fakat şu gerçeği de hiç unutmamak gerekir:

Yürümekle zirveye varılmaz lakin varanlar yürüyenlerdir

100 metre koşucusu gibi hızlı gidip 50  metrede yola yatanları yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce yolculuk üzerine zar atanları yürümeyi bırakıp yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp ömür boyu tafra satanları beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceğiz. Elbette ama bu yolda ne kadar zorluklar olsa da ben durmayacağım inançla yürüyeceğim…

Tokat’ın en büyük yenilenme hareketine sizlerde güç verin yeni vakfımıza mütevelli veya üye olarak mutlaka katılın. İstanbul’da beşyüzbin Tokatlı kimliğinin tanınması ve gençlerimizin geleceği için bir şeyler yapmanın zamanı geçiyor. Biraz daha beklersek bu vapuru da kaçabiliriz. Tokatlı bu kadar değerin yeniden bir araya gelmesi en az yirmi yıl sonra olacaktır. Zaman en değerli hazinedir, onu iyi kullanalım geç kalmayalım. Siz yoksanız bir eksiğiz…

 
01.07.2009
Kalkınmada sivil inisiyatifin rolü
 
Ülkemizin Sivil Toplum Örgütü yapılanmasında en başta yer alan Tokatlılar bu üstünlüğün rolünü, yaptırım gücünü, merkezi ve yerel yönetimlere etkisini hala keşfedemediler.

Onlarca il derneği, yüzlerce ilçe ve köy dernekleriyle başarılması zor olan birlikteliği yakalamış olan Tokatlılar, bu konuda oldukça başarılılar. Sayısı sürekli artan ve ne amaçla kurulduğu, nasıl çalışacağı konusunda bilgi sahibi olunamadığından bu STK’lar çokta işe yarar bir yapı gibi gözükmemekteler. Derneklerde faaliyet olarak en çok yapılan etkinlikler, kültürel ağırlıklı olmak üzere sosyal yardımlaşma ve dayanışma. Sosyal yardımlaşmanın en bariz örnekleri cenaze ve düğün gibi özel günlerde yapılan en anlamlı destek. Fakat diğer tarafta bir bu kadar önemli eğitim, bilgili toplum eksikliğini giderici bir çalışmanın olmayışı. Osmanlı ve ardından cumhuriyet dönemi ikisi arasında yorum yapıldığında cumhuriyet eğitimli, nitelikli insanlar yetiştiren, ‘padişahım çok yaşa’ söylemine ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ sözleri örnek gösterilir. Gazetecilikte bir kuram vardır, haber yazarken olmazsa olmaz. 5 N, 1 K Ne, nerede, ne zaman, nasıl, niçin ve kim bunu bilmeyen birisi haber kurgulayamaz. Tokatlılar da bu kadar çok vakfı, derneği kurarken acaba 5 N, 1 K düşünmediler mi?

Geçtiğimiz günlerde ilimizde yaptığım gezilerde o saf tipik Anadolu insanın saflığının değişmediğini gördüm. Belki şimdilerde ‘Padişahım çok yaşa’ demiyorlar ama. Hala bunun sindirilmişliği ve devlet baskısının etkilerini üzerlerinden atamamışlar. Bakan Ertuğrul Günay’ın ilimize ziyaretinde objektiflerimize öyle şeyler yansıdı ki beni bu denli düşünmeye itti. Saygı ifadesi çok farklıdır, yaşanan şeyler saygı değil adeta padişaha tab gibi bir şeydi. Kadın, kız, genç, yaşlı, çocuklar belde de yaşayan herkes bakana şirinlik olsun diye; ‘şöyle durun, böyle diyeceksiniz, bunu yapacaksınız, şunu yapmayacaksınız’ gibi komutlarla halk yönlendiriliyordu. Bakan gelince rolüne kendini iyice kaptıran vatandaşlar, sevgi tezahürü değil, korku ve bir tab olma hali vardı. Oysaki o kendi iradesiyle, kendine hizmet için seçtiği biriydi. Bunun farkında olmayan vatandaş çağdışı hal ve tavırlar içinde ‘bakanım çok yaşa’ hal edası içindeydiler. ‘Köylü Milletin Efendisidir’ sözünü hiç işitmemiş yâda bu sözün değerinin farkına varamamış insanlar, bırakın bakanı, şehirliden bile üstün bir sıfatı olduğundan bir haber.  Bakan konuştu ne dedi dinlemediler bile, bol bol alkışladılar, tezahürat yaptılar, ona kendilerinin yiyemediği en iyi yemekleri hazırladılar. STK’lar bilinçli toplum meydana getirmeyi, çağcıl ve insanın kendi değerinin fikrinin ne kadar kıymetli olduğunun farkına varan insanlar yetiştirmeyi unutuyorlar. Bunları bu çağda yaşamak çok üzücü ve çok ilkel bir tablo.

Kendi değer ölçütlerimizi bilmediğimizden dolayı her zaman kendimize bir cumhur buluruz. Köylerde ağalar muhtarlar ve bilumum devlet görevlileri asker, polis, hekim vs. kentlerde belediye başkanı, polis, mafya ve zenginlerden oluşan bir burjuva. Sanırım bu sadece köylerde kalmamış her yerde bu manzaralar var. Yönetilmeyi, yönlendirilmeyi seven bir toplumuz, bu değişmedikçe de ülkenin ve bölgemizin kalkınması mümkün değil. Bu tezahürü saygı ifadesi olarak değerlendirenler olacaktır, saygı göreceli bir şeydir. İbadethanede tanrısına, evde babasına, yolda komşusuna farklı saygı türleri vardır. Kendine hizmet etmek için seçtiği birine saygı tezahürü buysa ben bu konuda başka bir şey söylemek istemiyorum.

 
 
01.06.2009
Anlayana sivrisinek Saz, anlamayana...?
 
Yaklaşık on yıldır Tokat sivil toplum örgütlülüğünü yakından takip eden ve birçoğunun içinde aktif çalışan biriyim. Bu güne kadar hiç bir sosyal oluşuma destek vermemiş, girdiği dernekleri de kendi çıkarları doğrultusunda kullanan, beklentileri gerçekleşmediğinde de bırakıp kaçanlar buldukları her platformda Tokat kurtarıcılığına soyunuyorlar. Bu kadar pişkinliğe ne denir bilmiyorum ama ben buna; “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” diyorum.

Hummalı ve birçok sıkıntılarla kuruluşu gerçekleşen Tokat Vakfı İstanbul şubesinin resmi kuruluşunun üzerinden iki yıl geçti. Bu kısa sürede ilk yıl 33 öğrenciye bu yıl 54 öğrenciye burs vermiş yaptığı başarılı çalışmalarla da Tokatlı akademisyenleri, iş, sanat dünyasını ve Tokatlı nitelikli insanları çatısı altında toplamayı başarmıştır. Bu değerlerin içinde kendine yer açmaya çalışan ve buradan nemalanamayanlarda bu değerli yapıya çamur atmaya kalkıyor. İş dünyasında ülkemizin sayılı isimleri arasında yer alan Tokatlı sanayicileri yönetimine alan vakıf, yakaladığı bu başarı karşısında kıskançlık krizine giren bu kişicikler salyalarını akıtarak bu değerli kuruma dil uzatıyorlar. Şunu bilmiyorlar burası holding değil hizmet yeridir, burada hiç kimsenin maddi bir beklentisi yok, olamazda! Olanlarda; arkalarına bakmadan geldikleri gibi gittiler.

Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen vakfın genel kurulunda bu amacı taşıyan kişiler kendilerini ortaya çıkardılar. Bu güne kadar vakfın kapısını açmayan, yaptığı çalışmaların iyisini de, kötüsünü de her koşulda eleştiren ve kişisel olarak hiç bir çalışmaya destek vermediği halde her iyi şeyde kendine pay çıkaran bu kişiler tutarsız konuşmalarıyla kendilerini belli ettiler. Bu yaşanan olay karşısında iş adamı Hüseyin Özdilek yaptığı konuşmada en güzel cevabı verdi. Sayın Özdilek yaptığı konuşmada; “Sivil toplum örgütleri davet edilerek gelinen yerler değildir. Bu kurumlar hizmet yeridir, eğer bu kurumlarda gönüllü çalışmak isteyenler varsa davet beklemeden gelmeliler. Tabiî ki vakfın bir takım çalışmalarında eksiklikler, aksaklıklar olabilir, olması da çok doğaldır. Çünkü bu kurumda çalışan hizmet eden, görev alanlar bu hizmetleri karşısında para almıyorlar. Kaldı ki bu kurumlar hiç kimsenin şahsi yeri değildir. Buradaki görev alan birilerini sevmiyor olabilirsiniz. Bu size kurum üzerinden o kişiyi eleştirme hakkı vermez.”diye konuştu.

Tutarsız konuşlarıyla vakfa ve şahsıma karşı saldırı niteliğinde konuşmaları karşısında destek göremeyen kişicikler kendini Tokat’ın kartel medyası sanan cehalet abidesi bir yayın organıyla çamur atmaya devam ediyorlar. Bu kadar kişiliksiz, tutarsız yermelere sadece şunu söylemek istiyorum. Benim sizlerle olan kavgamı vakıf yâda bir kurum üzerinden yapacak kadar yüreksiz kişiliksiz değilim. Burası herkese açık, yeterki siz hizmet etmek isteyin. Bileyim ki bu kurumda benden daha iyi hizmet edeceksiniz, zamanınızı, paranızı, portföyünüzü hiç bir karşılık beklemeden buraya kanalize edecekseniz ben bugünden itibaren görevimden istifa etmeye hazırım. Ve şunu şerefle söylemek isterim ki insanlara karşılıksız yaptığınız her çalışmayı da alkışlayıp, bununla da yetinmeyip manşetten haber yaparım. Bunu yapmayan, şerefsizdir. Şu anlattığım medeni cesareti ve insani davranışı gösterin yine bu sütunlardan sizi sevmediğim halde size teşekkür edeceğim. Her olaya her kişiye cüzdanınızla değil, vicdanınızla bakın, eleştirin, değerlendirin. İnsanlara iftira atmakla onların arkasından dedikodu yapmakla bu dünyada insanlığınıza bir kazanç elde edemediğiniz gibi ahiretinizi de yıkmayın. Şekille, lafla insan olunmaz, insan yaptığı hayırla hasenatla insanı kâmil olur. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana...?

 

 
01.04.2009

Yerel seçim mi, referandum mu?

 
Dış ve iç çevreler AKP’nin kaybetmesine üç nedene bağlıyorlar. Basınla mücadele, kriz nedeniyle finans sorunu yaşanması ve yapılan hizmetin karşılık bulmaması.

Demokrasi çok sesliliktir. Ve yurttaşların eşitliği temeline dayanır. Oysa  bu ülkede hiçbir zaman demokrasi olduğuna inanmıyorum. Hiçbir zaman olmadı. Demokrasi Türkiye'de nasıl olabilir? Belirli insanlar ayrıcalıklı ve bu ayrıcalıkları kanunla sabit. Kim bunlar? Milletvekilleri, kamu görevlileri. Bize hizmet etmekle görevli insanlar ayrıcalıklı bir defa. Yani vatandaştan daha özel konumdalar. Böyle bir ülkede nasıl demokrasi olur?

Öte yandan seçimler olayların gölgesinde geçti. 8 ölü 96 yaralı ile yapılan yerel seçimlere kan bulaştı. 

Türkiye coğrafyası üçe bölündü. Güneydoğu kimlik üzerine siyaset yapan DTP üstünlüğü altında geçerken AKP dışında hiçbir partinin esamesi bile okunmadı.

Keza Doğu bölgesinde de CHP gibi bazı partiler yoktu. Kıyılar CHP de iken MHP belli illerde AKP ise genellikle orta Anadolu’da varlıklarını kanıtladılar.

Yani hiçbir parti Türkiye genelinin partisi olma durumuna girmedi.

Şimdi bu manzara karşısında ülkenin birlik ve bütünlüğü nasıl ne şekilde neye göre sağlanacak acaba!

Özellikle büyük şehirlerde aday adayları belirlenmesinde ciddi paraların konuşulduğu bir seçimi daha geri bıraktık. Hizmet kurumları olan belediyeler birer holdingmiş gibi görüldü. Nitelikli insanlar yerine kayırmacı, yandaş yada parası olanların aday gösterildiği bir seçim süreci yaşan ülke aslında bir ETNİK KİMLİK referandumu yaptı.

Belediye meclis üyelerinin belirlenmesinde dahi inanılmaz çirkinliklerin döndüğü 29 Mart seçimleri aslında bir demokrasi sınavı oldu. Nitelikler, hizmetler bunların hiçbir anlamı olmadığının ortaya çıktığı bu seçimlerde etnik milliyetçilik tavan yaptı. Vatandaş sandıkta kendine beyaz eşya, kömür dağıtılması veya su, yol gibi yerel hizmetlerin yerine benden olsun çamurdan olsun dedi. İktidar partisi oy beklentisi için ciddi yatırımlar yaptığı birçok ilde hayal kırıklığı yaşadı. Bu kaybedişi siyaset deyimiyle demokrasi kazandı denilse de esasen çok ciddi düşündürecek bir seçim sonucu ortaya çıktı.

Ülkenin güneydoğusu, güneyi, kuzeyi, batısı iktidara karşı yerel seçim değil adeta kimlik referandumu yaptı. Etnik kimliklerin iyiden iyiye varlığını hissettirdiği seçim sonuçlarında nitelik, hizmet, kişilik bunların hiçbir öneminin olmadığını gösterdi. Esasen ülke bütünlüğünü sarsacak sonuçların ortaya çıktığı güneydoğuda bundan sonraki süreçte yaşanacaklar kaygı verici.

Gelelim ilimize. 2004 yerel seçimlerinde 77 belediye başkanlığı bulunan ilimizde 34 Belediye başkanlığını alan AK Parti 2009 aynı başarıyı gösteremedi. Niksar, Pazar, Sulusaray, Artova, Başçiftlik ilçe belediyelerini kaybeden Ak Parti beş ilçeyi MHP’ye vererek, 12 ilçenin 7’sini kaybetmiş oldu. Tokat merkezde oyların yarısını alan Ak Parti ilçelerde ve birçok beldede aynı başarıyı yakalayamadı. Bunun başlıca nedenleri arasında yapılan yatırımların ağırlıklı olarak il merkezine yapılması, bazı ilçe ve beldelere ilgisiz kalınması olarak sıralanabilir. Tabiî ki aday faktörü de burada önemli bir unsurmuş gibi gözükse de iktidarın beş milletvekilinin ilçelerle olan diyalogu ve sorunlarına çözüm getirememeleri en önemli sebepler arasında. Hükümetin Köydes ve Beldes projeleri için yaptığı yardımların bölgelere dağılımının hakkaniyetle yapılmadığını sürekli dillendiren vatandaşlar bunu sandıkta açıkça gösterdi. Birçok köy su ve yol sorunuyla boğuşmakta. KÖYDES Projesinde paralar bu ödenek yolu ve suyu olmayan köyler için gönderilmişti. Vatandaşlar hizmet alabilmek için iyi bir tepkimi koydu bilinmez ama bunu şöyle değerlendirdikleri kesin, ‘Nasıl olsa yolumuz yapılmamıştı, bir beş yıl daha yapılmasa da olur’ gibi düşünmüşlerde olabilirler!!!

Seçimlerin bir diğer ortaya çıkardığı gerçekler ise bölgesel ideolojik farklılıklar. Bir görüş haritasının da çıkarıldığı seçimler tüm ülkeye hayırlı olsun. Yerel seçimlerden çok genel seçim havasında geçen 29 Mart seçimleri şaşırtıcı bir o kadar da düşündürücü. Bu ayrışmaya siyasi partilerin seçim kampanyalarının etkili olduğu bir gerçek. Gözden kaçan en önemli şey ise, bunun sadece bir yerel seçim olduğu ve nitelikli kişilerin, şehircilik ve belediyecilik bilgisi olan vizyon sahibi kişilerin göz ardı edilmesi. Bence bu tablo, yurttaş olarak bizleri de düşünmesi gereken bir konudur. Bir beş yıl daha yaşadığımız kentin kaderini bilinçsiz birinin ellerine teslim etmiş olabiliriz? Bunun siyasi görüş, ideolojik ayrılıklarla alakasının olmadığını yaşanacak beş yıllık süreç içersinde hep birlikte göreceğiz.

 
 
01.02.2009

“Biz iflah olmayacağız”

Eskiden büyüklerin çok sık kullandığı birçok veciz sözler vardır. Duyduğunuzda zank! diye kalıverirsiniz. Bunlardan bir tanesi de: “Biz iflah olmayız”

Şimdi diyeceksiniz nerden çıktı bu laf diye. Son iki aydır hep bir ağızdan bir şey söylendik durduk. Ne diyorduk. ‘Tokatlılar siyasi partilerden yerel yönetimlerde hak ettiği temsili istiyor’ diye çırpınıp durduk. Peki, sonuç ne oldu? Hiç…

Bunun sebeplerini araştırmak, nerde hata yaptık diye düşünmek yerine, sıradan bahanelerle kendimizi kandırmaya devam ediyoruz. bir beş yıl sonrasın da yine: ‘Yumurta deliğin ağzına geldiğinde’ bizler Tokat siyaseti yapacağız ve yine treni kaçırmış olacağız… bu filmi kaç kez izledik ben bile unuttum…

Neden Tokatlıları çökeleğe benzetiriz? Sıkarsanız birleşir, bırakırsanız hemen dağılıverir. Bir yerde uyumsuzluk var. Çok çabuk mu kandırılırız. Herkese inanırız bilemiyorum. Ama bir şey var ki oda, “biz iflah olmayız”. 

Peki, ne yapmalı? Bu toplumun önünde o kadar ikiyüzlü ve sahte Tokatlılar var ki, bunlar bu toplumun üzerinden sadece nemalanırlar. Tokatlılıkmış, kültürmüş umurlarında bile değildir, ama toplumun içinde Kültür hizmeti diye milleti çarparlar dururlar. Reklam almak için yapmadıkları şebeklik kalmaz, bu basitinden en ucuzundan sadece naylon bir Tokatlı örneğiydi.

Tokatlılar kendi içlerinde sapla samanı ayıramadığı sürece bir arpa boyu yol alamaz. Samimiyetsiz ve tutarsız kişiler bu toplumun içinde var oldukça bizler sahte Tokatlıların safsatasıyla kendi kendimize dövünür dururuz. Silkinmek kendimize gelmek zorundayız göz önünde olaylar cereyan ederken bizler ayakta uyutuluyoruz.

Eskiden seçimlerde aday adaylarımızın çıkmamasından şikâyet ederdik, oysa bu dönem İstanbul’un sekiz ilçesinde aday adayımız çıktı. Bu adaylarımızın hepside yeterlilik bakımdan üstün vasıflara haizdiler. Özellikle birkaç ilçedeki aday adaylarımızın siyasi geçmişleri, kariyerleri ile kamuoyunun yakından tanıdığı kimselerdi. Netice olarak, her şeyi hazır, doneleri tam olarak yerel seçimlerde yönetmeye talip olan Tokatlılar bu kentin yönetiminde yine söz sahibi edilmedi. Bir daha ki beş yıl sonra gelecek treni beklemeye devam edeceğiz.

Neyse ki Demokratik Sol Parti (DSP) Tokatlıların bu mağduriyetini, irdelenmesini görmüş olmalı ki, Zeytinburnu İlçesinden Hasan Yılmaz’ı ve Küçükçekmece ilçesinden de Sezai Aynalı, aday gösterdi. Bu tablo karşısında Tokatlı siyasetçilerimize yer veren tek parti DSP oldu. Tokatlılar bence bu durumu iyi analiz etmeli. İstanbul’un iki büyük ilçesinden DSP’den belediye başkan adaylarımızı desteklememiz gerekiyor. Esasen bunu kutlu bir görev addederek adaylarımızın kazanması için tüm gücümüzü ortaya koymamız gerekiyor. Tokatlılar hiçbir bölgeden aday gösterilmedi diye sızlanacağımıza mevcut adaylarımızın seçilmesini sağlamalıyız.

Tokatlılar kendi içindeki çürükleri ayıklamadıkları sürece, bu şehirde kendi kimliklerinin yaptırımını ortaya koyamayacak. İktidar olan Ak Partiden İstanbul’da 1, Tokatta 5, CHP’de 1, MHP1 milletvekili olan Tokatlı siyasetçiler yerel seçimlerde vekillerden gereken destek ve ilgiyi göremediler. Bu gidişle galiba biz iflah olmayacağız!!!

 
 
01.01.2009

Tokatlılık, siyasi görüşlerin önüne çıktı

Yerel seçimlerin daha da ateşlendiği şu günlerde İstanbul’da nüfus yoğunluğu bakımından 5.sırada olan Tokatlılar yerel yönetimlerde temsil hakkını yüksek sesle istiyorlar. Sayısı üç yüze yakın derneğimizin platformlar kurarak yerel seçimde aday adayı olan Tokatlı siyasetçilerimize partisine bakılmaksızın destekleme kararı almaktalar. Bu amaçla İstanbul’un farklı bölgelerinde bir araya gelerek çeşitli etkinlikler yapan dernekler, bu haklı isteklerini tüm siyasi partilere duyurmaya çalışmaktalar.

İstanbul’un altı farklı ilçesinde belediye başkanlığına aday adayı olan hemşehrilerimizin kariyer ve liyakat anlamında tam donanımlı olması ise gurur kaynağımız oldu. Nitelik bakımından üstün aday adaylarımızın çoğunluğunun mutlaka aday gösterilmesi gerektiğini çeşitli platformlarda kamuoyuna ve siyasi partilere duyuran sivil toplum örgütlerimiz, “Bu kez yerel yönetimlerde Tokatlılar göz ardı edilmesin” ikazlarında bulunuyorlar.

Bu yöndeki etkin çalışmalarıyla kamuoyunda ismi öne çıkan Tokat Vakfı İstanbul İl Başkanlığı yönetim kurulu karar alarak Kasım ayında kurulan komisyonla yerel seçimlerde üstleneceği rolü ve aday adaylarımızın önünü açacak çalışmaların yapılması için işe başladı.

Vakıf Başkanı Sabri Doğan, bu güne kadar yapılan çalışmalarda siyasete müdahil olmadan, hemşehri aday adaylarını parti ayırmaksızın destekleyen bir tutumla kararlı çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.

Aday adaylarının belirlenmesine çok az zaman kalması nedeniyle geçtiğimiz günlerde büyük bir şölen düzenleyen vakıf komisyonu yerel yönetimlerde temsil hakkı isteğini birçok ulusal ve yerel basın aracılığıyla Tüm Türkiye’ye duyurmayı başardı. Düzenlenen bu şölenin aylar öncesinde kararı alınmasına karşın bazı STK’ların kısır tartışmaları nedeniyle gerçekleşemediğini açıklayan vakıf yönetimi, Seçimlerde aday belirlemesine etki yapacak faaliyetlerin zamanının daraldığını, Vakıf olarak Tokatlıların temsil zorunluluğu ve bilinciyle STK’larının bu kısır çekişmelerine müdahil olmadan bir şeyler yapmak istediklerini ve bir hafta içersinde de şöleni başarıyla gerçekleştirdiklerini belirttiler.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Tokatlı belediye başkan aday adayları, il genel ve belediye meclis üyesi aday adayları sahneye çağrıldılar. 11 tane belediye başkan aday adayı ile beklenenin üstünde bir adaylık süreci başladı. Yaklaşık 50 civarında da meclis üyesi aday adayları vardı. Tokatlılar olarak herkes bu gecede kendine olan özgüveni tazeledi.  Her partiden aday adayları aynı sahnede birlik ve beraberlik tablosu ortaya koydular. Bu tablodaki Tokatlılık bilinci siyasi görüşlerin önüne çıktı.

Gecenin değerlendirmesini yapan vakıf Başkanı Sabri Doğan, bu gece hemşehrilerimiz için miladi bir gece olduğunu ve ölü toprağını üzerinden attığı bir gece olduğunu belirterek, Biz birlik ve beraberlik içinde bütün Tokatlıları bir araya getirdik. Bundan sonra da getirmeye devam edeceğiz. Tokat vakfı olarak şimdiye kadar yapılamayanı yaptık ve bütün siyasi görüşten adaylarımızı aynı anda sahneye aldık.”dedi.

Nitelik bakımından katılımın oldukça elit olduğu gözlenen birlik şöleni şunu gösterdi, artık Tokatlılar yerel yönetimlerde temsiliyetini samimiyet ve liyakatli adaylarıyla gür sesle istemekteler. Beş yıl sonraki benzer bir organizasyonda enaz 30 belediye başkan aday adayı ve sayısı 100’ü geçkin belediye meclis üyesi aday adayları sahneye çıkacak. Bu organizasyonun içinde eksiklikler mutlaka vardı, ama verilmesi gereken mesaj en doğru ve etkin bir şekilde gerekli yerlere ulaştırıldığına inanıyorum. Bundan kısa vade de getiri bekleyen bazı hemşehrilerimiz her zamanki gibi mutlaka olacaktır. Esasen bu etkinliğin amacı ve getirisi uzun vadede alınacağı çok iyi bilinmelidir. Vakfın öncelikli amacı nitelikli insanlar yetişmesine ön ayak olmak, yönetilen değil, yöneten olmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda Tokatlılık bilincini siyasi görüşlerin önüne çıkararak yeni bir anlayış ve hoş görünün temellerini atılmıştır.     

 

             

01.12.2008
Bu kez bizden olmalı

9 yıldır yayın hayatı olan gazetemiz ilk kez hemşehrilerimizin bu kadar birlik özlemlerine şahit oluyor.

Toplumuzun her kesimi ‘bu kez bizden olmalı, başarabiliriz’ söylemlerini daha gür ve inançla haykırıyor. Dernekler bölgelerindeki Tokatlı adayları istisnasız destekleyeceklerini dillendiriyor ve bu kez Tokatlıların yerel yönetimde hakkettiği yere gelmelerini arzuluyorlar. 

300’ün üzerinde sivil toplum örgütü, 450 bin seçmeni ve bir milyona yaklaşan nüfusuyla İstanbul’un yerel yönetimlerinde hakkettiği temsiliyeti alamayan Tokatlılar bu kez siyasi parti gözetmeden hemşehri siyaseti yapacaklarını haykırıyorlar.

Yaklaşan yerel seçimlerde hemşehri siyasetçilerini partisi ne olursa olsun destekleme kararı alan Tokat Sivil Toplum Örgütleri artık İstanbul’un yerel yönetiminde söz sahibi olmak istiyor. Kozmopolit nüfusu nedeniyle siyasi ve mezhepsel konularda yıllardır bölünmüş yapısını birleştirmeye çalışan Tokatlılar, evdeki kavgasını yatıştırmaya çalışırken kaybettiği zaman nedeniyle her seçim sonrası deyim yerindeyse ‘Atı alan Üsküdar’ı geçti’ sözündeki mana gibi siyasi arenada hak ettiği temsili almakta geride kalıyor.  

İlk kez Tokat’ın üst kimliği olan sivil toplum örgütleri bir araya gelerek çeşitli toplantılar düzenlemekteler. Zaman zaman hararetli tartışmalar olsa da artık herkes bir şeyin iyi farkında, yöneten mi olacağız, yönetilen mi? Tokatlılar bu sorunun cevabını biliyor ve oyunlara gelmemek adına kısır tartışmalara mahal vermiyor. Tokatlıları çökelek misali gibi sıkınca birleşen, bırakınca dağılan tabirinden kurtarmak adına tüm dernekler ortak akılda buluşmak istiyor. Esasen bizler evdeki kavgamızı yatıştıralım derken birileri köşe başlarını çoktan kapsa da, bu çalışmaların ilerleyen süreçte meyvelerinin daha da iyi olacağı kanaatindeyim. Belki bu dönem çok fazla katma değer sağlayamayacak bu oluşumlar, ama ileriye yönelik örnek bir birliktelik olarak devam edecektir. Yedi büyük sivil toplum örgütünden oluşan Tokatlılar platformu siyasette gücünü ve nüfusunu en üst derecede kullanmak istiyor.  

Osmanlıda bu gün ki derneklerin görevini yapan vakıflar, Osmanlı bütçesinin yüzde yirmi üçünü oluşturmaktaydı. Ayrıca vakıflar istihdam noktasında yüzde on sekiz gibi ciddi bir ekonomiye sahip bir yapıdaydı.  Ecdadımız asırlar boyu örgütlenmenin en mükemmelini yapmışlar ve bunun eserlerini bize miras olarak bırakmalarına rağmen hala bu farklılığımızı ortaya koyamamışız. Bizler bölük börcük şekilde örgütlenirken, bu kadar çok sivil toplum örgütüyle ortaya çıkardığımız hiçbir eserimiz ve mirasımız yok. Esasen bu gerçekten utanılacak bir tablo. Bu gün ki Cumhuriyet rejiminin sivil toplum örgütlerine sayladığı yasal kolaylıklar, sosyo ekonomik ve teknolojik gelişmeleri de göz önüne alırsak bizler galiba bu işi becerememişiz. Bu imkânlar Osmanlı döneminde olsaydı, düşünsenize onlar neler yapardı. Tahmin edemiyorum gerçekten akıl almıyor. Örgütlenme konusunda iyi bir aydınlama ve bu kurumlarımıza çeki düzen verme zamanı gelmedi mi sizce?  

Eğer bu ülkenin yarınlarında söz sahibi olamayacaksak bizler neyin sosyal boyutunu konuşuyoruz. Gençlerimizi geleneklerimizden uzak, kültürel yozlaşmadan alamıyorsak, ülkenin geleceğine söz sahibi olacak nesiller yetiştiremezsek bu STÖ’lerini kapatalım daha iyi. Hiç değilse insanlarımızın bu kurumlardan beklentileri olmaz. Ekonomik anlamda da yorulmamış olurlar. Tüm derneklerimiz çalışmalarını ne yaptıklarını, yarınlara ne bırakacaklarını şöyle bir gözden geçirirse ve en önemlisi ecdadımızın vakıflarının bıraktığı eserlere baktığında nerde hata yapıyoruz belki anlayabiliriz. Yönetilen değil, yöneten olmak içinde her çağda olduğu gibi bizim çağımızın olmazsa olmazı eğitimdir. Eğitimli insanlar yetiştirmediğimiz sürece yönetilmeye hazır bir toplum olarak kalacağız.  

Bu kez olmalı ve evet başarabiliriz.

 
 
01.11.2008

Biz olmanın dışına çıkmalıyız

Topyekün kalkınma hamlelerine hız verilen ilimizde merkezi yönetim, sivil inisiyatifler toplumun her kesiminden yapılan çalışmalar yarınlara daha umutla bakmamıza vesile oluyor.

Bu çalışmalar sonrası gelinen noktada bölgesel ve havza birliklerinin kurulması, birlikte hareket etmesini sağladı. 2003 yılında kurulan ve Başkanlığını ilimiz adına valiliğimizin yaptığı ‘Kelkit Havzası Kalkınma Birliği’ kültür öncelikli kalkınmanın ülkemizdeki tek örneği. Coğrafi ve kültür benzerlikleri olan illerin bir araya gelerek, çevre ve kültür değerleri etrafında toplanmasını sağlayan bu birlik, çalışmalarına ara vermeden devam ediyor. bölge insanının refahını yükseltmek amacıyla kurulan birliğin sesi her geçen gün daha da gür çıkmakta. Bölgenin sorunlarına ve kültür değerlerine ışık tutan birlik, hazırlanan destinasyonla da tüm dünyaya adından söz ettirmekte.

Birliğin geçtiğimiz günlerde Taksim Gezi Parkı’nda yaptığı etkinlik bölgenin sorunlarını, kültür değerlerini tüm kamuoyuna duyurmayı ve tanıtmayı başardı. Etkinlikte Valimiz Dr. Recai Akyel’in yetkili kurumlarımızla yaptığı gayretli çalışmaları İstanbul’daki sivil toplum örgütlerimizce takdirle karşılandı. Üç gün boyunca etkinliği bizzat kontrol eden Vali Akyel yoğun tempo içersinde birçok ulusal ve yerel görsel, yazılı basına verdiği beyanatlarla birliğin çalışmalarını tüm kamuoyuna anlattı. Kusursuz organizasyonla yapılan etkinlikte havza insanın birlik ve bütünlüğünün sergilenmesinin yanında çevreci ve kültür değerlerinin zenginliği ortaya konuldu. Tokat, Sivas, Gümüşhane ve Giresun illerinin kültür gelenekleri, yemekleri, bölgede yetişen ürünleri kusursuz şekilde sergilendi. Dört ilin valisinin söylevlerinde bölgenin bakirliği ve doğal güzelliği ile kültür zenginliklerinin hiçbir yerde bulunamayacak nitelikte olduğu vurgulandı. Havzadaki göç dalgası ve tarım politikaları nedeniyle boş kalmış, köylerin, ovaların cazibe merkezi haline geleceğinin altı çizildi. Dünyayı tehdit eden küresel ısınma belasının Kelkit Havzası’nı etkilemeyişinin büyük bir artı olduğu ve organik tarım için en uygun coğrafya olduğu anlatıldı.

Tarım konusunda ciddi çalışmalar yürüten valiliğimiz özellikle son yıllarda üreticilerimizi daha bilinçli hale getirerek ürün kalitesi, pazarı ve verimliği artırma noktasında kapsamlı çalışmalar yürütmekte. Tarıma dayalı ekonomiye sahip ilimizde son dört yılda ürün rekoltesiyle, üretimde ciddi artışlar gerçekleşti. Tüm bunlar toplumun inisiyatiflerinin kendi alanlarında yaptıkları çalışmalar ve ortak akıl girişimleriyle başarıldı. Bunların sonunda; Sivil toplum örgütleri, iş dünyası, sanat ve diğer Tokatlı değerlerin ortak paydası ve söylevi, ilimizin kalkınması göçün son bulması düşünceleri amacına yavaş yavaş ulaşıyor. Birlik ve beraberlik içinde çözülmeyecek sorun olmadığı, her şeyin devletten bekleyen bir anlayışında yavaş yavaş bittiğinin bir göstergesi. Valilik nezdinde oluşturulan havza birliği, iş adamlarımızı bir araya getiren sivil çatılar, çalışan, üreten ve toplumun her kesimine kucak açan, onları tek çatı altında bir araya getiren sivil toplum örgütlerinin bu başarıda en büyük pay sahipleri olarak görüyorum. Bu oluşumlar ilimizin kalkınması adına yaptıkları bireysel ve çoğul etkinliklerle bu sinerjiyi meydana getirdiler. Çok zengin doğa, tarih ve kültür potansiyeli bulunan ilimiz insanın bu değerler etrafında toplanması ve tek payda da birleşmeleri ilimizi bulunduğu noktadan daha da iyi yerlere getireceği kanaatindeyim.

Üç yüzün üzerinde derneği ve milyona dayanan nüfusuyla İstanbul’daki Tokatlılar bu oluşumun en büyük aktörü. Bu gücün bir araya getirilmesi ve sinerjiye dönüştürülmesi muhakkak gerçekleşmelidir. Kısır ve kişisel tartışmaların bir kenara bırakılması Tokat kimliğinin siyasi ve ülkenin her alanında etkin role kavuşturulması gerekmektedir. Bunun kaynağında da insan gücü yatmaktadır. Bu farkındalığımızı muhakkak ortaya koymalıyız. Yaklaşan yerel seçimlere muhatap alınan bir temsil gücünü mutlaka hayata geçirmeliyiz. Aksi halde bu metropol şehirde sadece biz bizi tanıyacağız, bizi kimse göremeyecek, sesimize de kulak tıkayacaklardır. Çok derneğimiz olması sadece görüntü kirliği olmaktan öteye gitmeyecek, etkinliği olmayan bir sivil toplum örgütünü sadece biz biliyor olacağız. Biz, biz olmanın dışına çıkmalıyız.

 
01.10.2008

Suya sabuna dokunma zamanı
Tokat Vakfı İstanbul İl Başkanlığı tarafından bu yıl 2.si düzenlenen iftar yemeğinde çok önemli kararlar alındı.

Eski - yeni, çekemeyen - çekiştiren herkesi bir araya getiren yemekte vakıf yönetimde yapılan görev değişikliği bütün tartışmalara en iyi cevap oldu. Yemekte yapılan konuşmalarda Ömer Şahin öncülüğünde kurulan vakfın önceden kurulan ve birilerinin isteğiyle kurucuların tamamının istifasıyla fesh edilen vakıf şubesinin devamıymış gibi gösterilmesi bu güzel oluşuma hizmet eden hepimizi düşündürdü. Bunun altını net bir şekilde çizmek gerekirse şu anki Tokat Vakfı İstanbul İl Başkanlığı eski vakfın devamı değildir. Kaldı ki eski kurucu ve yöneticilerden sadece ben varım diğer 107 kurucunun tamamı yeni simalardan oluşmaktadır. Önceki vakfın eksik evrak ve bazı hukuki prosedürler nedeniyle kapanmasının uzun sürmesinden dolayı, yeni vakfın kurulması tam üç yıl sonra gerçekleşmişti. Bunu tüm Tokat kamuoyunun bilmesi gerektiği için açıklamak zorunda kaldım. Bu yaşanan gelişmeler ve yapılan toplantılar, çalışmalar gazetemizce haber yapıldı, bunlar arşivlerimizde mevcuttur. Ömer Şahin tüm yaşanan bu olumsuzluklara rağmen vakfın ve en önemlisi Tokatlı değerleri yeniden toplayarak bir araya gelmelerini ve anlamlı hizmetlerde bulunmalarını sağlamıştır. Bu vakfın arkasından herkes bir şeyler dedi durdu. Ama bizler iki yıl içersinde kısıtlı imkânlarımıza rağmen anlamlı hizmetler yaptık. Bugün gelinen noktada yaşanan bu güzelliklere ortak olmak isteyen ve kendine pay çıkarmak isteyenler var. Bu ayrımın iyi yapılması ve Sezar’ın hakkı Sezar’a verilmelidir.

Gelelim vakfımızda yaşanan değişikliklere. Vakfın iki yıldır kurucu Başkanlığını yürüten Ömer Şahin, “Devletlerde ve kurumlarda devamlılık esastır. Bu nedenle vakfımızın daha ileriye gitmesi ve iyi hizmetler yapabilmesi adına görevimi Tokat sevdalısı bir ağabeyime devrediyorum.”demesiydi. görevini İşadamı Sabri Doğan’a devretmesiydi. Gerek vakıf yönetimi gerekse Tokat kamuoyu tarafından takdir edilen bu değişimle vakfın daha da güçleneceğinin altı çizildi. Tokat kamuoyunun yakından tanıdığı Tokat sevdalısı Doğan Grup Yönetim Kurulu Başkanı Sabri Doğan işlerinin yoğunluğuna rağmen bu zor görevi kabul etti. Diğer taraftan vakfımızın kuruluşundan bugüne maddi ve manevi yardımlarıyla her zaman yanımızda yer alan değerli büyüğümüz İşadamı Hasan Bal’a vakıf yönetimimizce Onursal Başkanlık payesi verilmesiydi. Bu iki büyük değerimizin etrafında toplanacak Tokat sevdalılarıyla İstanbul’da müstakil bir Tokat Vakfı kurulacağının müjdesini de almış olduk.

Eski Başkan Ömer Şahin ve yeni vakıf Başkanımız Sabri Doğan’ın verdiği birlik mesajları Tokatlı örgütlülüğü için çok anlamlıydı.

İftar yemeğinin düzenlenmesindeki gaye yüksek öğrenim gören gençlerimize burs toplanmasıydı. Geçen yıl hayırsever işadamlarımız tarafından toplanan burslarla 31 öğrencimize vakfımız üzerinden burs verdik. Bu yılki hedefimiz 50 öğrencimize burs verebilmekti. Geceye katılan hayırseverlerimizin yardımlarıyla bu rakama ulaştık. Bu yılki burslarımızı aylık 100 YTL olarak belirledik. Sosyal yönü güçlü bir toplumun refah düzeyinin artması kaçınılmazdır. Toplum olarak kalkınmanın vazgeçilmezi eğitimdir. Eğitimli toplumlar her manada güçlü ve kendi kimliğini üst seviyede taşımaktadır. Bu amaçla İstanbul Tokat Vakfımızın en öncelikli çalışması eğitim olacaktır. İftar yemeğinde maddi katkılarıyla bizlere güç veren eğitim ve Tokat sevdalısı tüm değerlerimize teşekkür ediyorum. Kısır çekişmeler yerine birilerinin başarılarına çöreklenmek yerine, yada kendinizi suya sabuna dokunmadan bu toplumdan nemalandırmak yerine lütfen sizde suya sabuna dokunun artık, yada elinizi bu toplumun üzerinden çekin.

 

01.09.2008
Kültür ve doğa turizmi destinasyonu

Ülke olarak turizm yatırımları Ege ve Akdeniz bölgesine endekslenip ve bütün turizm yatırımları buralara yapılmaktadır.

Millet olarak ‘deniz yoksa tatil olmaz’ anlayışının yanılgısını bir türlü kabullenmek istemiyoruz. Oysa refah düzeyi gelişmiş ülke insanları genelde deniz tatil anlayışını bitirmiş doğa ve kültür turizmine yönelmiştir. Turizmi yazılı ve görsel basınımızca çıplaklıkla magazinleştirilmesi vatandaşlarımızın tatil anlayışlarını bu noktada odaklanmasına vesile olmuştur.

Gerek iklim koşulları gerekse doğal güzellikleriyle zengin ülkemizin kültürel ve doğal güzelliklerini dünyaya tanıtmakta yetersiz kaldık. Binlerce yıllık tarihi olan ve birçok medeniyetin izlerini taşıyan ülkemiz kültür turizminde beklenilen başarıyı yakalayamamıştır. Başarıya ulaşamamaktaki nedenlerin başında devlet destekli turizm yatırımlarının sadece birkaç bölgede sınırlı kalmasından kaynaklanmıştır. Geçen yıllara bakıldığında yabancı turistlerin ülkemize gelmesinde azalma görüldüğünü turizmciler açıklamaktalar. Bunların yerine yerli turistlerde artışların olduğu da bir gerçektir. Yerli turistlerin artışındaki sebeplerin başında televizyon kanallarındaki çıplaklık ve magazin programlarının etkisi büyük rol oynamaktadır.

Turizm konusunda ilimiz potansiyele sahip olmasına rağmen bu konuda istenilen başarı yakalanamamıştır. Son yıllarda gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalar sürüyor olsa da hala Tokat turizm pastasından nasibini alamadı. Doğal güzelliklerimizin yanında Helenistlik ve Roma dönemlerinin izlerini taşıyan tarihi kalıntılar Sulusaray ilçemizdeki Sebastapolis antik kenti hala gün yüzüne çıkarılmayı ve tanıtılmayı bekliyor. Diğer taraftan bir dönemde ilimizin adını aldığı Komana Antik Tapınak Kenti yüzey araştırma çalışmaları devam ediyor. Yapılan kazılarda binlerce yıla ışık tutacak tarihi belge ve bilgi gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor. Bölgede inceleme yapan uzmanlar ve bilim adamları Efes ve Kapadokya gibi antik bir şehrin toprak altında olduğunu söylemekteler. Şehir ve tapınak mimarisinin Kapadokya’daki tapınakla birebir benzerlik taşıdığını ifade eden Arkeologlar buranın gün yüzüne çıkarılması halinde tüm dünyanın ilgini çekeceğini söylemekteler.

Tarım ve sanayinin giderek kan kaybettiği ilimizde yeni kalkınma modellerinin çağın gereksinimlerine göre dinamize edilmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Bu bağlamda kültür turizmi hafife alınmamalı bu konuda ciddi envanter çalışması ile birlikte bu zenginliklerin gerek iç gerekse dış turizme kazandırılması ve tanıtılması gerekmektedir. Kültür değerlerinin birbir yok olduğu ve birçoğunun tamamen kaybolduğu ilimizde tüm kurum ve kuruluşların bu konuya duyarlılık gösterilmesi gerekmektedir.

El sanatları ve tekstil kenti olan ilimizde bakırcılık ve yazmacılık şimdiler de can çekişiyor. Turizme hayat verecek bu el sanatlarının yeniden hayat bulması için desteklenmesi gerekmektedir. Bilim ve teknolojik gelişmelerin ışığında bunların yapılması daha da kolay olacağı bir gerçektir. Doğal güzelliklerimizi anlatmaya zaten gerek yok. Yaylarımız, ormanlarımız, göl ve göletlerimizle doğa sporlarına her bakımdan elverişli olan ilimizin büyük bir turizm potansiyeli bulunmaktadır.

Tanıtımın yapay ve doğal çevrenin nasıl yönetilip geliştirildiği, vatandaşların yurtdışındaki davranışları ve gelenlere karşı nasıl bir tutum sergiledikleri, dünya medyasında nasıl tanındığı, üye olduğu ve temsilciliğini aldığı uluslararası kuruluş ve örgütler, dünyaya ne verdiği ve ne aldığı gibi hususların yer ve mekan tanıtım ilkeleri dikkate alınarak yapılması halinde  hem  iç dinamiklerin elde edilmesinde hem de dışarıdaki performansta istenilen sonuçlara ulaşılabilir. Geçmişin değerlendirilmesi için iyi bir fırsat olan bugün, geleceğe ait planların ve stratejilerin tespiti için de imkânlar hazırlanmalıdır.

01.08.2008
Biz Kaç Kişiyiz
Ekonomik değer kavramından habersiz olanlar maddesel olmayan değerleri hiç öğrenemez ve üretemezler. Daha ucuz bir anlatımla, paranın değerini bilmeyen, estetiğin, bilimselliğin, manevi değerlerin, mimarlığın, sanatın ve akla daha ne geliyorsa tüm soyut değerlerin anlamını bilmez.
Ekonomik değer kavramından habersiz olanlar kültürel, mimari, sanatsal, manevi vb. değerleri bilemezler. Çünkü biriktirmeyi bilmezler. Çünkü insanın biriktirme ediminin temelinde ekonomik ve sosyal birikim yatar. Mevcut kaynakların üstüne yeni kaynaklar eklemek, o eklenen yeni kaynaklar aracılığıyla kaynağı yeniden üretip genişletmek, yeniden biriktirmek gerekir.

İlimizde yapılan birçok sosyal ve kültür faaliyetlerde sıradanlaşmış, aynı konuların etrafında kısır bir döngüde yapılıyor. Beş yıl önce yapılan bir etkinliğin aynı bir benzerini yeni yapılan bir etkinlikte birebir görüyorsunuz. Oysa bu etkinliğin amaçlarının içinde sosyal mesajlar çağın gereksinimleri doğrultusunda değişmeli ve etkinliğin içine yeni akılcı faaliyetlerin icrasının yapılması gerekmektedir. Derneklerimizin sosyal yapılarını ele aldığınız vakit burada da değişen pek fazla bir şey göremiyorsunuz. Lokal kültürünün içinde sıkıştırılmış bir insan topluğundan başka bir görüntüsü olmayan, kendi içine kapanmış, hapsolmuş sözde örgütlenme göze çarpıyor.

Derneklere günümüz normlarında bakıldığında; insan kaynaklı bir oluşumun meydana getirdiği sosyal gücü sinerjiye dönüştüren ve bunu tekrar o toplumun yararına sunma amacı taşıyan kültürel, çevreci oluşumlardır. Dernekler üyelerini müşteri statüsünde tutmayı, kendini de veznedar, para tahsilâtçısı görünümünden çıkarmalıdır. Kamu imkânlarını üyelerinin yararına sunamayan bu yollara başvurmayan bir sivil toplum örgütünün büyümesi mümkün olmayacaktır. Bunun nasıl sağlanacağı konusunda yapılması gereken konuları sıralamak gerekirse, en başta insan potansiyelini yani üye sayısını çoğaltmalı, bu üyeleri bir bütün halinde bir arada tutmalı. Ardından bu insan gücünü sinerjiye dönüştürebilmesi içinde geniş katılımlı sosyal ve kültürel etkinlikler yapmalı. Bu etkinliklere tek başına gücü yetmiyorsa, diğer derneklerle birlikte çoğulcu bir organizasyon yapmalı. İnsan gücünü ortaya koyamayan hiçbir sivil toplum örgütünün yerel ve merkezi yönetime yaptırım gücü olamaz. Sosyal ve kültürel etkinlikleri kamuoyunun, geniş kitlelerin dikkatini cezp edecek bir organizasyon yapmalı.

Tokat Vakfı İstanbul İl Başkanlığının organize ettiği Tokat Folklor Yarışması bu geniş çaplı organizasyonların ön ayağı olma özelliği taşımakta. Bu organizasyona tüm derneklerimizin katılması ve onbeş milyona yaklaşan nüfuslu bir kentte Tokat Kültür rüzgârı hatta kasırgasını estirmek zorundayız. Bu kentte yaşıyor ve dernekleşmişsek birileri bunu görebilmeli bizi birileri fark edebilmeli. Aksi halde bu kentte nüfusumuzun 3 yada 4.cü sıralarda yer almasından söz edilmesi anlamsız olacaktır. Derneklerimizin bu yapılan kültür etkinliğinde yer almaları bir vazife ve görevdir. Bunun bu günden getirisini tartışmak anlamsız ve yersiz gelecek belki ama yakın gelecekte bunun meyvelerini tüm derneklerimiz görecek. Yukarıda da bahsettiğim gibi önce insan gücü ve bu güç ortaya konulduğunda sinerji oluşacak ve bu sinerji büyüyerek dolaylı bir şekilde Tokatlı kamuoyuna geri dönecektir. Derneklerimizi hiçbir mali ve adli sorumluluğa sokmayacak bu organizasyonda onlardan istenilen destek sadece insan gücüdür. Bu kültüre ve Tokatlılığa hizmet etme gayreti ve arzusunda isek bu kentte ‘biz kaç kişiyiz’ görebilmemiz gerekiyor. Biz kaç kişiyiz ortaya çıktığında işte kazanımlarımızı o zaman görecek ve anlayacağız. Tüm sivil toplum örgütlerimizi dernek üyesi olan, olamayan tüm Tokatlıları bu organizasyonda görev almaya çağırıyoruz. Bu çağrı yanıtsız kalırsa; İstanbul’da biz HİÇ Kişi sayılacağız.

 

01.07.2008

Folklorümüz Yarışacak

Tokat Vakfı İl Başkanlığı ve Tokat Haberci Gazetemizin iş birliğinde Tokat Folklor Yarışması çalışmalarına start verildi. Geçtiğimiz günlerde Valimiz Dr. Recai Akyel’inde bulunduğu toplantıyla yapılmasına karar verilen organizasyon için çalışmalara başlandı. Bir toplumun en önemli ortak paydasının kültür ve folklor olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım. Kitleleri ortak paydada birleştiren türküler ve bölgesel kültür değerlerimiz özelikle son yıllarda kaderine terkedilmiş durumda. Ekonomik nedenlerden ötürü şehre göçlerin kültürleri yozlaştırmakla kalmayıp, toplumun tüm manevi değerlerini de yok etmektedir. Birçok derneğimizin yaptığı kültürel etkinlikler takdire şayandır. Fakat bu türlü kültürel etkinliklerin sayısı bir elin parmakları kadar ve kendi içinde yapılan etkinlikler.

Tokat kültürü tarihi ve geçmişiyle kültür sanat şehridir. Bu özelliği kamuoyunda pek bilinmemekle birlikte, kendi halkı tarafından da birçok kültürel sanat kavramları unutulmaya yüz tutmakta. Tarihi geçmişine bakıldığında ilimiz kültür sanat, edebiyat, el sanatları ile tarihin izlerini taşıyan yapılarıyla adeta tarih ve medeniyet şehridir. Bu güzellikleri dünyaya açmak, Türk halkına tanıtmak gerekiyor. Tokat Folklor Yarışması’nın bu kültürel değerlerin Türk halkı ve hemşehrilerimiz tarafından tanınması için önemli bir adın olacağı kanaatindeyim.

Her ilçe, her belde, her köy kendi kültürünü taşıyan giysi, oyun ve türkü sözleriyle bu yarışmada tüm kamuoyuyla paylaşmış olacak. İlimizde 145 folklorik oyun olduğunu açıklayan folklor üzerinde yaptığı araştırmalarla kamuoyunun yakından tanıdığı Selahattin Adıgüzel, “Bu yarışma hemşehrilerimizi kültürel değerler etrafında toplayacak”dedi.

Kültür adına geniş kapsamlı yapılacak bu organizasyonun diğer bir amacı ise İstanbul’da Tokatlı kimliğinin gücünü de tüm kamuoyuna göstermiş olacağız. Özellikle yerel yönetimlerde ve siyasal alanda hak ettiği temsiliyeti alamayan Tokatlılar bu organizasyonla İstanbul’daki insan gücünü de ortaya koyacak. Derneklerimizden bu organizasyonun içinde yer alarak kültürel değerlerimizin zenginliğini tanıtmak ve Tokatlı kimliğinin ön plana çıkmasında katkılar sağlamaya davet ediyoruz. Tokatlı kimliğimizin ve kültür envanterimizin güzelliğini ve yaratıcılığını tüm Türkiye’ye tüm dünyaya tanıtmak için bu çağrımıza cevap vermenizi ümit ediyorum. Uygarlıklar ve milletler kültürel değerleriyle yaşar. Yarışmayla ilgili bilgi dokümanları gazetemizden isteye bilir, geniş bilgi alabilirisiniz. Kültür adına başlattığımız bu şöleni zenginleştirmenizi sizlerinde yanımızda olmanızı istiyorum. Temmuz ayı içinde yarışmaya katılacak derneklerin gazetemize müracaat etmeleri gerekmekte. Kültür paydası olmayan hiçbir sosyal oluşumun güçlenemeyeceğinden hareketle tüm sivil toplum örgütlerimizi yarışmaya katılmaya davet ediyoruz. Kültürümüzün geniş kitlelere ve gelecek nesillere ulaştırılmasında büyük önem arz eden bu yarışmaya destek ve ilginizi bekliyoruz.

Umut ediyorum bu inanç ve istekle Tokat kültürü yeniden dile gelecek, 6000 yıllık tarihiyle kültürlerle yoğrulu saklı kültür gün ışığına çıkacak. 

01.06.2008

Kene vakaları

Son yılların ölüm habercisi kene, minnacık gövdesiyle insanların korkulu rüyası olmaya devam ediyor. 

Türkiye'de ölümle sonuçlanması nedeniyle dikkat çeken KKKA hastalığı ilk kez 2002 yılında görüldü ve söz konusu yılda 17 vaka tespit edildi, ölüm olmadı. 2003 yılında 133 vaka, 6 ölüm, 2004 yılında 249 vaka 13 ölüm, 2005 yılında 266 vaka 13 ölüm, 2006 yılında 438 vaka 27 ölüm gerçekleşti. 2007’de 191 vaka görüldü, 11'i ölümle sonuçlandı. 2008 yılı ilk dört ayında 480 kişinin kene ısırması sonucu hastanelere müracaat ettikleri ve bunların 16’sının tedavisinin halen devam ettiği açıklandı.

2008 yılının ilk kene vakalarının büyük şehirlere de yansıması kamuoyunda büyük korku yarattı. Büyükşehirlerde artan kene vakaları insanı doğadan adeta uzaklaştırdı.

Ne var ki, kim korkar ufacık bir yaratıktan deyip, tarlada, bağda bahçece de acı patlıcanı kırağı çalmaz edasıyla efelenen vatandaşların, küçücük bir böcek önünde diz çöküyor olması düşündürücü...

Dünyanın dengesini nükleer silahlarla, kimyasal ilaçlarla değiştirdikçe, sanki küçük yaratıklar bir araya gelerek teknolojiye kafa tutuyorlar.

Hem de ne kafa!

Oynama genlerimle yerim seni der gibi!!!

Bilim çılgınlığının bencilce ve hoyratça uyguladığı doğal dengedeki değişiklik nedeniyle, Bir yanda küresel ısınmanın neden olduğu kuraklık yüzünden açlıkla yüz yüze gelmek. Bir yanda  kanatlı sektörün korkulu rüyası kuş gribi. Bir yanda büyükbaş hayvanlarda görülen deli dana hastalığı, Dünyayı yaşanmaz bir gezegen olmaya itiyor. Belki de çok fazla değil 50–100 yıl sonra insanlık bambaşka bir dünyayla karşı karşıya kalacak.

İnsanları son derece huzursuz edip korkutan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ve ölümlere neden olan kene. Yarın kuş gribi, öbür gün genleri kara Fatmalarla değişen domates, salatalık ve klonlanmış ‘Dolly’ koyunlarının etlerini yiyen insanlar bir evrimle karşı karşıya kalabilecek!

Tek beslenmesi kanla olan kene, çiftleşiyor, erkeği ve dişisi oluyor ama doğaya da çok sayıda yumurtalarını bırakmayı ihmal etmiyorlar.

Yumurtadan çıkan lavralar çayır ve çalılıklarda gözlerini açıyor ve yaşamını devam ettirebilmek için ya bir hayvanın, ya bir insanın bedeninde kan emerek asalak yaşamına devam etmesi gerekiyor.

Görüldüğünde rahatsız ederseniz zehrini akıtarak bozulan rahatın intikamını bedeninize zehirini bırakarak alıveriyor...

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına neden olan kene, 1944-1945 yıllarında batı kırımda işlenmemiş toprakları tarıma kazandırmak amacıyla çalışan askerlerde görülüyor. 1956’da Zaireye sıçrıyor.

Dünyada 850 çeşit kene olduğu, bunların 30 kadar türünün bu hastalığa neden olduğu söylenmekte bunların zararlı olanlarını ayırt etmenin ne kadar zor olduğunu bu araştırma ortaya koyuyor.

Mart, Temmuz ve Ağustos aylarında hastalık yoğunlaşıyor. Kene ile mücadele yalnız ilaçlama ile olmuyor. Keneler hayvan barınaklarında, toprakta insan ayağının basmadığı kuytu yerlerde yaşıyor. Temizlik ve toprağın sürülmesi, ormanlarda kuru örtünün temizlenmesi, haşere ilaçları korunma yöntemlerini oluşturuyor.

Kene vücuda yerleşip kan emerken acı vermiyor.

Hastalık belirtileri baş ve kas ağrısı ile başlıyor, deri altında kanamalar, yüksek ateş, halsizlik, karın ağrısı ve kusma gibi bariz bir şekilde kendini gösterebiliyor.

Vücudumuzda gördüğümüz keneyi almak için müdahale etmeyip en yakın bir sağlık kuruluşuna gidilmesi gerekiyor.

01.05.2008

Yatırım envanteri çıkarılmalı
5084 sayılı yasayla yatırıma öncelikli iller arasına giren ve geçen beş yıllık süreçte yatırım anlamında bir arpa boyu yol alamayan ilimizde İstihdam ve yatırım girdilerinin ve kalkınmada beklenen hedeflerin tutmadığı ortada. Devlet İstatistik Kurumu’nun açıkladığı yeni nüfus sayımı sonuçlarında nüfus anlamında ciddi bir düşüş yaşanan ilimize teşvik kapsamında gelen yatırımlar rantabl olsaydı bu gün Tokat gerek ekonomik, gerekse nüfus anlamında fark edilir bir artış göstermesi gerekirdi. Bu gerilemenin nedenlerini ele almak gerekirse temel sorun ilimizin sanayi, coğrafi, sosyal, kültürel, ekonomik yapısı, tarımı, yeraltı ve doğal zenginliklerinin sağlıklı bir halde hazırlanmış envanterinin olmayışındandır. Buna başka sebepler aramak sadece insanların beynini yormaktan öteye gidemez. Siz Tokatta ham maddesi olmayan bir ürününün imalatını yapmaya kalkarsanız, hele de pazara ulaştırmak için ulaşım gibi birçok sıkıntının yaşandığı bir yerde ürettiğiniz ürünle dünya pazarını bırakın, semt pazarında bile rekabet ortamı oluşturamazsınız. Ülkemizin temel sorunları arasında olan işsizlik sorunundan en fazla etkilenen iller arasında gözükmek yâda olmak kötü bir tablo. Tarım kenti olan, mükemmel iklimi verimli topraklarıyla doğal zenginlikler içinde yeralan ilimizde istihdam sorununun yaşanması çok düşündürücü! Hükümet politikalarıyla çiftçilerimizi köylüleştiren ve ürettiklerine kotalar koyan tarım politikalarının neticesinde tarım arazileri bomboş halde. Tarıma dayalı ilimiz geneline veya bırakın bulunduğu yere katkı sağlayacak tek bir yatırım olmadı. Yatırım yapmak için 50-100 arası yatırımcı müracaat etmiş arsa tahsisinde bulunmuş ama devletten koparamadığı krediyi alamayınca öylece bırakıp gitmiş. Halkın ürettiği ürünlerin değerlendirilmediği hiçbir yatırım ilimizi ekonomik anlamda kalkındıramaz. Tarım kenti olan ilimize yatırım yapacak sanayicilerimiz hayvancılık ve tarıma dayalı sanayinin dışındaki yapılan yatırımlar bölge halkını sadece tembelliğe ve köylülüğe iter. Çiftçi üreten sürekli kazanandır. Ama devlet politikalarıyla çiftçilikten uzaklaştırılan hemşehrilerimiz ekonomik anlamda ciddi sıkıntılar içine girdiler. Eskiden çiftçi yılda kazandığı bin liranın dokuz lirasını tasarruf ederken şimdi bin lirayı da bulamaz hale getirildi.Valilik ve Tarım İl Müdürlüğü’nün yaptığı ciddi çalışmalarda olmasa tarımla uğraşan Tokat insanını daha da zor günler beklemekteydi. Valilik ve Tarım İl Müdürlüğü’nün birkaç yıl önce hazırladığı ilimizin Tarım envanteri sayesinde alternatif ürünlerin yetiştirilmesi, seracılık, sebze ve meyve yetiştiriciliği konusunda üreticilerin bilinçli hale getirilmesi sağlanarak tarımda ilimizin gözle görülür büyüme kat etmesi sağlandı. Özellikle son yıllarda domates ve meyve üretimindeki başarılı çalışmalar üreticilerin yüzünü güldürdü. Zirai ilaçlama, sulama teknikleri, ekim, dikim ve tohum seçimlerinde bilinçlendirilen çiftçiler ürün rekoltesinin artmasıyla birlikte emeklerinin karşılığı aldılar. İlimizin gerek coğrafi gerekse konumu itibariyle makine ve ağır sanayi yatırımlarına elverişli olmadığı ve tarıma dayalı sanayi yatırımlarının yapılması bu yatırımlarında hangi türüne elverişli olduğu iyi bilinmelidir.Elimizde bir kumaş var evet ama bu kumaştan pantolon mu, kaban mı, gömlek mi ne dikilir? iyi bilmek gerekir. İlimizin tüm zenginliklerinin ortaya çıkarılacağı akademisyenlerce hazırlanacak sağlıklı bir yatırım envanterinin hazırlanıp bir kitapta toplanması ve bunun yatırımcılara dağıtılması gerekiyor. Belki çok geç kaldık bunu yapmak için ama hala zamanımız var. İlimizde çok kazandıracak o kadar yatırım alanları var ki bunlar bilinmediğinden dolayı yatırımcı getiremiyoruz. Bu konuya Sayın Valimiz Dr. Recai Akyel’in duyarlılık göstereceğini ümit ediyorum. Valimizin ilimizin kalkınmasındaki çabalarını ve gayretlerini yakından takip etmekteyim. Bu envanterin hazırlanmasıyla yurtiçi ve yurtdışındaki Tokatlı işadamları hangi alana yatırım yapacağına daha iyi karar vereceği ve yatırım taleplerinin artacağı kanaatindeyim.
 
01.04.2008
Hadi şehre geri dönelim
Hükümetin hazırladığı bir tasarı ile nüfusu 2000'in altında olan belediyeler ve nüfusu 5000 den aşağı olan ilk kademe belediyeleri kapatılıyor.

Ancak ilk kademe belediyelerinin ve nüfusu 2000 altında olan belediyelerin kapatılması idari, siyasi, hukuki, sosyal ve psikolojik açıdan sakıncalar doğuracaktır.
Türk insanın biraz olsun şehirleşmesi, şehir kültürüne alışması ya da medenileşmesi ilk önce belde belediyeleri ile oluşmuştur. Köy statüsünden belediyeliğe geçen bir yerleşim yerinde halk, yeni yerel düzenlemelerle tanışmıştır. Birçok köy belediyelik olurken, “ İneklerimizi, koyunlarımızı rasgele köy içinden geçiremeyiz, İneklerimizin, atlarımızın kıçlarına torba bağlatırlar, çöpümüzü, tezeğimizi rasgele evimizin kenarına yığamayız…” gibi ilkel gerekçelerle belediyelik olmayı kabul etmemiştir. Bu sosyal gerçeklik ortada iken siz kısmen de olsa şehirleşme yolunda ilerlemeye başlamış olan bir yeri geriye döndürmüş olacaksınız.
Belediyelik olmuş bir yerde halk, kendi özgür iradesi ile belediye meclisini ve belediye başkanını seçerek demokrasinin verdiği hakkı yaşamıştır. Vatandaş her türlü sorununda ilk önce kendisine en yakın olan belediye başkanına ulaşmıştır. Sevinçli ve hüzünlü anında seçtiği kimseleri yanında görmüştür. Yapılacak düzenleme bu sosyal yaşamı olumsuz etkileyecektir.
Diğer taraftan AB yolundaki Türkiye’de köy nüfusunun azalması gerekirken, Yapılacak düzenleme ile köy nüfusu ve köy yapısı arttırılmış olacaktır.
20-30 yıldır belediyelik olan yerlerde belediye başkanı olanlar, belediyeyi kapatan başkan olarak büyük bir psikolojik travma yaşayacaktır.

Bu konuda ille bir düzenleme yapılacaksa ilk olarak nüfusu 1000’in altında olan 180 civarındaki belediye kapatılarak oluşacak duruma bir bakılmalıdır. Nüfusu 1000-2000 arası olan yerlerde 5 km yakındaki köyler belediyeye dahil edilerek nüfus şartı giderilmelidir.
Düşünülen formül ise akla izana sığmayan bir uygulama olarak durmakta. Şöyle ki, şayet bu belediyeler devlete yükse, zarar veriyorsa neden İl Özel İdarelere Şube yapılmak istenmektedir? İller bankasından alınan belediye payının bu kuruma aktarılması devlete ne gibi bir rahatlama getirecek? Doğrusu merak ediyorum. İl ve ilçe merkezine kilometrelerce uzaklıkta olan birçok belde belediyemiz var kışın karda, doğal afette buralara kimler nasıl müdahale edecek? Kaldı ki bu belediyelerin birçoğu sadece kendi beldesine değil civar köylerin yol, su gibi birçok sorunlarına yardım ettiği kamuoyunca de bilinmektedir.

Bu belediyeleri kapat değil, mali açıdan güçlendirilmesi, personel istihdamı yönetmeliğinde değişiklik yapılması, belediyelere vasıflı personel alınabilmesi sağlanması gerekmektedir. Çağdaş uygar bir toplum var edeceksek bu beldeleri köye değil, köyleri beldelere bağlayarak, vatandaşlara kent kültürü bilincini vermeliyiz. İstanbul’a yoğun göç nedeniyle bir zamanlar vize uygulamasını gündeme getiren siyasi kadrolar bu gün köyleri şehirlere göçe zorlamasına anlam veremiyorum.

Netice olarak, yapılacak bu yeni düzenleme Şehre dönüş yasası olacaktır. Her birey yaşadığı ve doğduğu yerde olmak yerel hizmetlerinden de en iyi şekilde yararlanmak ister. Çağdaş ve modern Türkiye hayali ile bu düşünce bağdaşmaz. Şimdi köylere şöyle seslenelim, “Hadi şehre Geri Dönelim”

01.03.2008
 
TOKAT KÜÇÜLDÜ

Devlet İstatistik Kurumu Tarafından açıklanan 2007 Adrese Dayalı Nüfus Sayımı sonuçları ilimizin ciddi anlamda küçüldüğü gösterdi. Ülke genelinde birçok il nüfusunu attırırken ilimiz nüfusu, 207 bin 305 kişi azaldı. 2000 yılında ilimizde yapılan genel nüfus sayımına göre 828 bin 27 kişi olan nüfusunun, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi ile yapılan sayım sonucu 620 bin 722'ye düştü. Sayımlarla ilgili ilginç yorumlar yapılmaya başlandı.

Bazı belde belediyelerinin iller bankasından alacağı payın yükselmesi için şişirme kayıtların yapıldığı, bir haneye 50’nin üzerinde nüfus kaydının olduğu bildirildi. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi ile aynı beldelerin nüfusu iki binin altına düştüğü ve yeni yasayla iki binin altında nüfusu olan beldelerin köy statüsünü dönüştürülüp, dönüştürülmeyeceği merakla bekleniyor. Nüfusu ciddi anlamda düşen bu beldelerin hizmet götürmek anlamında büyük sıkıntılara gireceği gözüküyor. Zira İller Bankası’ndan alacakları paranın personel giderlerini karşılayamayacak kadar düşmesi söz konusu. Birçok doğu ili göç alırken ilimizde bu düşüşe anlam verilemiyor. Yatırıma öncelikli iller arasına girmesinin ardından sanayi anlamında ciddi yatırımların yapıldığı, istihdamın arttığı siyasilerce siyasetçilerce dillendirilen ilimizin büyümek yerine küçüldüğü görüldü. Göç olgusunun önüne geçmek için yapılan çalışmalar başarı kazanamadı. Tarıma dayalı sanayi yatırımlarının yetersizliği, çiftçilerin ürettikleri ürünlerin değerlendirememeleri bölgedeki insan nüfusunun azalmasına en büyük etkenler. Yetiştirilen ürünlere kota uygulaması ve karşısında alternatif tarımın yaygınlaştırılmaması çiftçilerin üretime teşvik edilmemesi gibi merkezi yönetimden kaynaklı olgular göçü mecbur kılar hale getirmekte. Gelecek kaygısı yaşayan ilimiz insanı yine çareyi büyük kentlere göç etmekte aramakta. İlimizin kalkınması ve yaşanılır yerleşkelerin oluşturulmasında büyük öneme sahip belde belediyeleri nüfuslarındaki büyük düşüş karşısında gelirlerinin azalması ile birlikte nüfus yoğunluklarını daha da kaybederek köy görünümü alması endişesindeyim. Zira bu belediyelere iller bankasından gelen bir para vardı. Ve en az 5-6 kişi istihdamı, dolaylı olarak da bölge esnafı ve sanatkarları belediyelere yaptıkları işler karşında ayakta kalmaktaydılar. Tüm bunlar nüfusun düşmesine bağlı olarak sosyo-ekonomik anlamda gerilemenin sinyalleri.

Hükümetin bu konuda nasıl bir çalışma içine gireceği, beldelerin statülerinin ne olacağı bilinmiyor ama ilimizin kalkınması ve ülkenin refah payından istifade etmesi zor görünmekte.

Siyasi açıdan da gerileme gösteren ilimizin milletvekili sayısının 5-6'ya düşmesi bir takım kamu hizmetlerinden ve hükümetlerin imkanlarından ne şekilde yararlanacağı ayrı bir konu. Zira 7 milletvekilinin 5 tanesi iktidar partisinden olması ve ilimizin bu tablodan yeterince yararlanamadığı her yönüyle de ortaya çıkmış oldu. İktidar hükümetine iki dönem 5 vekil veren ilimiz hükümet kabinesinde yer alamaması tüm kamuoyu tarafından da şaşkınlıkla karşılanmıştı.%52 gibi ciddi bir oy alan iktidar partisi 5 vekilimizden hiç birine bakanlık vermedi. Yaklaşan yerel seçimlerde seçmenin bu önemli unsurları göz önünde bulundurup bulundurmayacağı ise seçimlerden sonra belli olacak. Görülen o ki biz ne iktidarın nimetlerinden yararlana bildik, nede ülkenin ekonomideki söz edilen refahından. Kısacası Tokat iyice küçülüyor.        

 

OCAK 2008

Bayramların anlamı

Dünya insanının farkında olmadığı bir hastalık, illet kapitalizm. Doğan her çocuk, okulu bitiren her öğrenci, evlenen her çift kısacası toplumun sosyal ve değer yargılarını sarmal saran gizli düşman. İnsanlık gelecek kaygısı içersinde kendini hırpalayarak meta için çalışırken en kıymetli şeylerinin avucunun içinden sabun gibi kayıp gittiğinin farkında değil.

İslam âleminin maddi ibadeti sayılan kurban bayramı da amacını yitirmiş, oda kapitalizmden nasibini almış. Belki kendimizde bu anlatacağım izleri göremiyor, yada görmek istemiyor olabilir veya kabullenmeyebiliriz. Etrafınıza dikkatlice baktığınızda bunu bariz bir şekilde göreceksiniz. Hep derler ya, ‘Nerde o eski bayramlar’ evet eski Bayramlar kalmadı, kalmadığı gibi de amacını da yitirdi.

İslam’ın mali olarak ibadet kabul ettiği kurban bayramı fakirlerin gözetilmesi yoksullara yardım ve paylaşımın uygulama şekillerinden birisidir.
Kurban Bayramı'nın İslam'ın ruhuna uygun adı "yoksula yardım" bayramı olmalıdır.
Hayvan kesmek diye ne bir ibadet, ne de bir bayram vardır. İbadet olan da bayram olan da yoksula yardımdır. Kurban Bayramı diye andığımız bayram yoksullara hizmet bayramı olmalıdır. Ne var ki artık insanlar kurban bayramını et yeme, et takası (O komşu bize getirdi bizde ona götürelim), tatile nereye gidelim gibi, kapitalizmin gölgesinde yok olan onca kutsal ve kültürel değerler. Ben öyle kimselere şahit oldum ki, et yerine fakirlere kurbanın sakatatını veriyor ve kendine en iyi yerlerini ayırıyorlardı. Enteresan olan bir diğer şeyse adamın bir metre sakalı vardı bütün çocuklarına kurban kestirip etlerini derin dondurucuya bastırıp gelecek yılki kurbana kadar sakladıklarını biliyorum. Eminim ki sizlerde bu tür bir yığın din dışı olaylara şahit olmuşsunuzdur. Esasen burada hayvanları boğazlamak değil ibadet olan, esas olan yoksulu gözetmek, paylaşmayı özendirmek. Hayvanları boğazlayıp, etlerini derin dondurucu da bir yıl saklayıp, ondan sonrada ben ibadetimi her yıl yerine getiriyorum demek ne kadar doğru bilmem. Ama bir gerçek var ki İslam’ın kesinlikle reddettiği şeyleri ibadet olarak kabul etmemiz ve bunların nefislerimize hoş gelmesi. Kurban ibadeti artık insanların kendilerine ziyafet için hayvanları boğazladıkları özel bir gün olmaya doğru gidiyor. Modern diyişle kapitalizmin etkisinden kurban da nasibini almış durumda. Tüm hemşehrilerimizin Kurban Bayramlarını kutlar, kurban ibadetlerinin kabul olmasını Allahtan dilerim.

 

 EKİM 2007

Ömür bir bardak çay gibi

Bir bardak çay gibidir ömür. Kiminin ki bir dikişte biter kimininki ise yudum yudum. Dibinde kalan çöpler ise hayattan kalan kalıntılar.
Üç şeye dikkat etmek gerekir yaşamda. Göz, dil ve gönül. Göz ve dile hâkim olmak zor ama gönül’e hâkimiyet daha da güç. Gönlü sakınmak lazım, kinden nefretten ve kıskançlık yatağı olmaktan. Tereddütte kalmamak, ne istediğini bilmek veyahut neyi isteyeceğimizi bilmek. Küstahlığa düşmek korkusu da var tabi insanın içinde davaya, hayata ve ilme karşı, övünmek korkusu, insanın küfre, cisme ve an’a karşı… Sanki canavarın esiri gibi bir sağa bir sola çarpıyor, istikrarsız ekonomi gibi bir ileri bir geri gidiyorsun… Enflasyonun canavarı olmuşuz haberimiz yok.

Büyükşehirler mi bozdu insani değerlerimizi bilinmez ama insanlığın yitirilmediği yerler hala var. Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiğimiz Tokat gezimizde bu insani değerlerin bitmediğini gördüğüm yüzlerce anım oldu. Bozuk Türkçem ile dilimin döndüğünce bunları sizlerle paylaşmak istiyorum. İnsanın hayatı boyunca unutamadığı anıları hep vardır ya onlar gibi. Yağışlı bir gün Tokat merkezden gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Erol beyle birlikte Pazar ilçesine yola koyulduk. İlçedeki temaslarımız olumsuzlukla başladı ve devam ettik Üzümören Kasabasına doğru. Burada çok sıcak karşılandık. Beklentilerimiz farklı olduğundan odaklandığımız hedeflerimiz bir türlü gerçekleşmiyordu. İkimizin de canı bayağı sıkılmış ve vakitte akşam olmaktaydı. Geceyi Turhal’da geçirmeyi kararlaştırdık ve yola koyulduk. Upuzun bir yola girdik, git git bitmiyor, kıvrıldıkça kıvrılıyor. Ve birde baktık ki Zile’deyiz. Şaşırdık bunun nasıl olduğuna. Oysa biz Turhal’a gidecektik. Zile’de bir taraftan yağmur yağıyor, bir taraftan da biz görüşmelerimizi hızlı hızlı yaparak, Reşadiye’ye gitmeyi planlıyorduk. Son görüşmemizi de gerçekleştirdikten sonra bir hayli yorulduk, aracımızın önünde ne yapacağımızı bilmeden birbirimize bakıyorduk. Düşüncelere dalmış iki insan. Birden Erol Bey bana dönerek gayri ihtiyari, “Gördün mü kaldık Zile’nin ortasında. Ben yorgunum Reşadiye çok uzak nasıl gideriz.”dedi.

Bu esnada kaldırımdan geçen orta yaşlarda bir bayan, sert bir edayla, “Ne demek Zile’nin ortasında kalmak, burası Zile burada kimse kalmaz ortada. Buyurun evimiz az ilerde benimde sizler gibi evladım var, sizi misafir ederim. Allah ne verdiyse bizlerle yersiniz. Sabah olunca da işinize bakarsınız.”dedi.

İkimizde şaşkınlıkla kadına bakıyorduk, neye uğradığımızı şaşırdık. Kadın ısrarla daveti yeniliyordu. Şaşkınlığım geçtikten sonra kardeşimin latife olarak söylediğini dedimse de kadın ısrarcı bir şekilde davetini tekrarlıyordu. “Sizi bu mübarek akşamda nasıl bırakabilirim. Birde ortada kaydığınızı duyduktan sonra bu hiç olmaz. Sizle karşılaşmamda hikmet var bırakamam sizi.”diye konuşup durdu. Zorla kadını ikna etmeyi başardık, kadın helallik aldıktan sonra ardına baka baka yoluna devam etti. O kadar etkiledi ki bu olay beni, Büyükşehirlerde alışık olamadığımız bir şeydi. Beklide bu gelenekler, görenekler Anadolu da bile yok olurken, muhterem bir hanımefendinin bu sıcakkanlılığı ve cömertliği bizlere çok nasihatler veriyordu aslında. Değerlerimizi kendimiz yitirmişiz de haberimiz yok. Küçük menfaatlerimiz, dünya malına doyumsuzluğumuz, başarı hırsı bizlerden asla kolay kazanılmayacak şeyleri şuursuzca nasıl harcadığımızı görmemize vesile oldu. Bütün kötülükleri yok etmek adına… İyiliğin değerini anlamak için bu yaşananlar beklide. Ömür bir bardak çay gibi nasıl içmek istersen.

AĞUSTOS 2007

Tarım desteklenmeli

İlimizin kalkınması refah düzeyinin artması konusunda sivil toplum örgütleri, sanayici işadamları, merkezi yönetim her koldan çeşitli girişimler ve çalışmalar yapmakta. Elbette ki canı gönülden istiyoruz ilimiz kalkınsın, göç önlensin, istihdam sorunumuz kalmasın ama sanırım yolunda gitmeyen yâda yanlış yapılan bir şey var. 5084 sayılı yasayla kalkınmada öncelikli iller içinde yer almamızdan yeteri kadar yarar göremediğimizi düşünüyorum.

Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından organize sanayi bölgesinin eksiklikleri hummalı bir şekilde giderilmeye çalışılmış, yeni organize bölgeleri açılmıştı. Yetkililer onlarca yatırımcının müracaat ettiğini açıklamış, tüm kamuoyu bunu sevinçle karşılamıştı. Ne var ki geçen 4 yıl içinde istenilen düzeyde yatırımcı gelmediği gibi gözle görülür bir yatırımda yapılmamıştır. Yatırımcılar bölgenin coğrafi konumu ve yararlanacağı enerji muafiyetini dikkate alarak bölgeyi yatırıma elverişli mi bulmadılar bilinmez! İstenilen düzeyde istihdamı artıracak bir yatırım gerçekleşmedi. Çevre yolu, doğalgaz, havaalanının kargo taşımacılığına uygunsuzluğu, vasıflı personel gibi birçok temel sorun hala çözüm beklemekte.

Diğer yandan tarım kenti olan ilimize tarıma dayalı bir yatırımın yapılmaması en dikkat çekici bir olay. Nüfusun büyük oranda çiftçilikle geçindiği ilimizde tarıma yönelik çalışmaların bir an evvel yapılması gerekmektedir. Bölgede bir tarım master planının hazırlanması ve bu plan üzerinden çiftçileri eğitimli, bilgili hale getirilmesi, alternatif ürünlerin coğrafi şartlar ve üretimini yapacak olan çiftçilerin ürünü iyi tanıması, gübreleme, ilaçlama ve hasat gibi konularda bilinçlenmesi gerekmektedir.

Diğer yandan alternatif ürünlerin pazarı, üreticinin kazancı en önemli hususlar olarak gözden geçirilmeli ve ona göre bölgede alternatif ürün seçilmeli. İlimizin sanayi şehri olması için yıllardır uğraşılmasına rağmen bu sağlanamamıştır. Oysa tarıma dayalı sanayinin ilimize kurulması topyekun kalkınmada en hızlı şekilde sonuç alınabilecek bir yol. 21. yüzyıla girerken ihtiyacı olan tarım reformunu henüz gerçekleştirememiş
olan Türkiye, şimdilik tarımsal üretim politikaları konusunda, diğer pek çok alanda olduğu gibi, net bir yol haritası çizmiş değil.

Geçtiğimiz günlerde Niksar ilçemizin organize sanayi bölgesine yapılan gıda şoklama, kurutma, paketleme ve soğuk hava deposu en isabetli yatırım olarak göze çarpmaktadır. Bu yatırımın faaliyete geçmesi için enaz 2-3 yıl gibi bir zamanın geçmesi lazım. Yinede çok isabetli bir yatırım olarak geç kalınmış sayılmaz.  

Tarım kenti olan ilimizde hala kültür çiftçiliği yapılmakta. Bazı köyler bunu aşmaya çalışıyor olsa da üretimlerini entegre boyuta getirememiş, profesyonel üreticilik yapılamamaktadır. İlimizde olduğu gibi Türkiye’nin birçok ilinde tarım işçileri ve üreticiler hükümet politikaları nedeniyle üretimden uzaklaştırılmış tarım arazileri ekililirliğini yitirmiş duruma getirilmiştir. Tarımla uğraşan yurttaşların hiçbir sosyal güvencesi olmayışı yüzünden gelecek kaygılarının artmasına neden olmuş, çareyi Büyükşehirlere göçte arar hale getirmiştir.  

Burada unutmamamız gereken en önemli olgu, tüm dünyada tarım sektörü salt bir kamu faaliyeti olmaktan çıkıp, kamu, özel sektör ve sivil toplum örgütleriyle çokpaydaşlı bir yapıya bürünürken, bizim de bu dönüşümü ivedilikle gerçekleştirmek zorundayız. Her şey bir yana, devlet baba gelip bizi kurtaracak diye beklemek yerine köyümüze dönmeli, dört ortak bir şirket kurup parsellerimizi birleştirmeli, toprağımızı ekip sonra da yurtdışına geniş bir pazar yelpazesine satış yapmalıyız. 21. yüzyılın "çiftçi" modeli bu olmalıdır.

  

TEMMUZ 2007

Bir seçimin dayanılmaz hafifliği

Türkiye genel seçimlerin dayanılmaz hafifliği içinde sıcak bir yaz geçiriyor. Seçimlerin dayanılmaz hafifliğinde neler olmadı neler. Siyasetçiler süslü seçim otobüsleriyle ülkeyi turladı, olmayacak vaatlerde bulundu vatandaşlara. Trajik komik seçim sürecinde bu vaatler çok zaman halk arasında gülmece, fıkra gibi dillendi durdu. “Mazot 1 YTL olacak”, “çocuk yapan kadınlara maaş”, “çiftçilere asgari ücret oranında her ay maaş”, “ip mi bulamıyorsun al sana urgan”, “ezilenler iktidar olacak”, “Gemi değil gemicik”, “Asılsız reklâm kampanyası”, “yolsuzluklarla mücadele, işsizliğe çare”, üniversite sınavlarının kaldırılmasına kadar abuk subuk söylemlerle millet olarak bir genel seçimleri daha geride bırakmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyoruz.

Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından tek başına iktidar olma hayalleri kuran birçok siyasi parti derin bir sessizliğe gömüldü. İlkeleri olan ve ülkenin en köklü partileri oy avcılığı için ideolojilerinin dışındaki ünlü isimleri halktan oy alabilmek için parti saflarına dâhil ederek seçim listelerinin en başına bu isimleri koymaları, partisinin ismini değiştirerek, geçmişte iktidar olmuş bir parti adıyla seçime girmeleri bırakın iktidar olmalarını oy oranlarını arttırmaya bile etkili olmadı. Partilerdeki bu ideoloji değişimi seçmen içinde gizliden gerçekleştiğinin farkında olamayan siyasi partiler hezimet derecesinde bir sonuçla karşılaştı. Bindirilmiş kıtalarla yapılan görkemli mitingler, medyanın ülkenin battığı haberleri, yaşanan terör olayları, şehit cenazelerin oy avcılığı için kullanılması hiçbir şey vatandaşın düşüncesini değiştiremedi. 23 Temmuz sabahı inanılmaz bir sonuçla karşılaşan siyasi partiler bu durumun muhasebesini hala yapamadılar. Seçim sonuçlarını değerlendirmesi beklenen birçok lider kabuğuna çekildi. Onların yerine gazeteciler, basın kuruluşları farklı perspektiften değerlendirmeler yaptılar durdular.

Çok renkli bir parlamento çıkan seçimler sonrası mecliste gri tartışmaların yaşanması bekleniyor. Kulaklarımızı tırmalayıcı, çok zaman sinir bozucu tartışmaların yaşanacağı bir parlamento bizi bekliyor. Türk seçmeninin tercihinin ekonomik istikrar olduğu tahminleri de tüm dünya basının yorumları arasında en üst başlıklarda yerini aldı. Umut ediyorum ülkemiz istikrarlı ekonomisiyle, demokrasisinin temellerini sağlamlaştıran bir 4 yıl yaşar.

23 Temmuz sabahı cep telefonuma gelen mesaj çok ilginçti. “Sokaklar simsiyah olacak, eşinize çarşaf almayı unutmayın” yazısı gerçektende vatandaşın bu konulara ne derece ciddiyetle yaklaştığının en düşündürücü örneğiydi beklide. Anlaşılan şu ki, popülist siyaset bu ülkede bitti. Genel seçimlerde partiler oylarını aday vekillerine göre değil, liderlerine göre aldılar. Cumhuriyet tarihinde bir kez e-muhtıra olmak üzere beş kez muhtıra görmüş halk yeter artık söz bizimdir der gibi, demokrasi dışı baskılara karşıda bu tepkisini ortaya koydu. Genel seçimlerin ülkemize hayırlı uğurlu olması diliyorum. 23. dönem parlamentosunda yeralan hemşehri milletvekillerimizi tebrik ediyorum.

 

HAZİRAN 2007

HAYIRLI OLSUN

Geçtiğimiz günlerlerde mükemmel organizasyon ve birbirinden seçkin davetlinin katıldığı Tokat Vakfı İstanbul İl Başkanlığı Hizmet Ofisimizin açılış kokteyli Tokat sevdalılarını yeniden yüreklendirdi.

Gazetemizin yayınlarından da takip ederek hepimizin bildiği 2002 yılında kurulan önceki Vakıf İl Başkanlığı bir takım çevrelerin kişisel düşünceleri neticesinde yönetim kurulunu istifaya çağırmasıyla 2004 yılı ortalarında dağıtıldı. Bin bir emek verilerek bir noktaya getirilen İl Başkanlığının kapatılması tüm gönüllüleri derinden üzmüş, birçoğunu da küstürmüştü. İstanbul’da sayısı 300’e yaklaşan derneklerimiz bu oluşuma tam destek vermiş, bu çatıyı kendilerine bir üst kimlik olarak benimsemeye başlamışlardı. İstanbul İl Başkanlığının yönetiminin komple istifası Tokatlılar arasında çeşitli söylentilere ve büyük çalkantılara neden olmuştu.

Bu kadar derin yara alan bir oluşumu tekrar ayağa kaldırmak için Tokat sevdalıları 2005 yılında bir komisyon kurdu. Uzun süren toparlanma dönemi zor bir süreçten geçerek 2007 yılında nihai kararla Tokat Vakfı İstanbul İl Başkanlığını yeniden kurdular ve tertemiz bir sayfayla çalışmalarına başladılar. Açılış kurdelesini Emekli Orgeneral Sn. Muhittin Fisunoğlu, işadamı Hasan Bal, Vakıf Genel Başkanı Hüseyin Gülsün, İl Başkanı Ömer Şahin hayırlı olsun dilekleriyle kestiler. Kokteyl boyunca tüm davetli bürokratlar ve akademisyenler birlik ve beraberlik vurguları yaptılar. Genel Başkan Hüseyin Gülsün Tokatlı kimliğinin her platformda, her alanda hak ettiği yere getirilmesi için çalıştıklarını belirterek, İstanbul İl Başkanlığının da aynı düşünceyle çalışacağının altını çizdi. İl Başkanı Ömer Şahin sosyal ve siyasal alanda yeni nesillerin yer alması için eğitime büyük önem vereceklerini, İl Başkanlığının tüm hemşehrilerimize eşit uzaklıkta olduğuna vurgular yaptı.

Büyük azim ve kararlı duruşuyla Vakıf İl Başkanlığı disiplinli ben değil biz, anlayışıyla çalışmalarına başladı. Bu tablo göründüğü gibi kolay olmadı elbette. Ekonomik sıkıntılar, çekemeyenlerin dedikoduları zaman zaman morallerimizi bozsa da kararlığımızı asla yitirmedik. Bizler bu topluma ışık olamaya, çaresizlere çare olmak adına yola çıktık.

Birileri boşalttı: bizler doldurduk.

Birileri dağıttı: bizler topladık.

Birileri küstürdü: bizler barıştırdık.

Birileri hala bölme peşinde: bunun cevabını birilerine bu açılışta verdik.

Kimse birliğimizi bütünlüğümüzü bozmasın, kimsenin kişisel çıkarlarına, alet olmayalım Tokatlılar olarak birlik olamaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Kimse sizi yanıltmasın, gözünüzü boyamasın her güzel görünen iyi değildir, tuvalet kağıtlarıda beyazdır. Önemli olan içerik ve eylemdir, verilen mesajdır.

 

MAYIS 2007

Seçimler birliğimizi bozmasın

Ülke geneline baktığımız zaman en bariz ilimizde görebilirsiniz siyasal ayrılmaları. Siyaset ve siyasi partilerin demokrasinin temel taşları olduğunu bile bile; kavgalar, hakarete varan tartışmalar yaparız. Bazen bunun dozunu o kadar kaçırırız ki, karşımızdaki en sevdiğimiz kişiyi bile inançsız, vatan haini, hırsız ve daha nice sıfatların olduğu bir topluluğa benzetiriz. Aile meclislerine bile taşırız bu hakaretli tartışmaları, çoğu zaman inciniriz, incitiriz.

Yaklaşan genel seçimler nedeniyle bahsettiğimiz ayrışmalar ve tartışmalar yeniden alevlenecek. Elbette siyaset yapalım, ülkemizin gelişmesi kalkınması için bireyler olarak yönetimde söz sahibi olmamamız gerekir, demokrasinin olmazsa olmazı budur. Fakat siyasetçilerin çirkin söylemlerine ortak olmadan, kendi aramızda seviye ve saygımızı yitirmeden yapalım bu tartışmaları. Bazen o kadar kaptırıyoruz ki kendimizi sanki ülke istila edilmiş savaş için hazırlıklar yapılıyor. Lütfen kendimize gelelim, siyasetçilerin oy toplamak uğruna giriştiği hezeyanlarına, galeyanlarına gelmeyelim. Bu ülke hepimizin, bu toprakları dedelerimiz düşmanlarla omuz omuza savaşarak bizlere teslim ettiler. Onlar bu savaşı nasıl kazandılar sanıyoruz? Birlik ve beraberlik içinde, tüm kültür değerlerini kucaklayarak, birbirlerini yurttaş olarak kabul ettikleri için.

Elbette bir siyasi görüşün mensubu taraftarı ve hatta içinde görev alanı olacağız, bunlar demokrasimizin zenginliğidir. Gayemiz ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve cumhuriyetimizin devletimizin bekası için olmalıdır. Bu bağlamda seçilene ve seçene saygılı olmalıyız. Politika yapacaksak bile saygı ve etik değerlerimizi yitirmeden ahlak kuralları içinde yapmalıyız. Halkın seçtiği takdir ettiği siyasi partiye saygı duymalıyız. Eğer kötü bir idareci gelmişse başa önce kendimizi yargılamalıyız, nerede hata yaptık diye. Ya da biz siyasi görüşümüzü, duruşumuzu halka doğru anlatabildik mi? Onu sorgulamamız gerekir diye düşünüyorum. Bu bağlamda tüm siyasi partilerden aday adayı veya adaylığı kesinleşen hemşehrilerime hayırlı olmasını diliyor, 23. dönem milletvekili seçimlerinde, parlamentoda çok sayıda Tokatlı parlamenterler görmeyi umuyorum.

Siyasetin hareketlendiği bir dönemde Tokat Vakfı İstanbul İl Başkanlığı’nın hizmet ofisi açılışı kokteyli 9 Haziran Cumartesi saat 19:00 yapılacak. İstanbul’daki aday adaylarımızı bu açılışa bekliyoruz. Geçmiş yıllarda olduğu gibi umut ediyorum bu dönemde adaylarımız az sayıda kalmaz. Geçen dönem İstanbul milletvekili sayımız 3 ile sınırlı kalmıştı. Bu sayının 15’lere çıkmasını umut ediyoruz. Genel seçimler Ülkemize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

 

NİSAN 2007

Kültür envanteri çıkarılmalı

Tokat kendine özgü zengin yöresel kültürüyle tanınmaktadır. Fakat ne yazık ki günümüzde bu zengin yöresel kültür her geçen gün biraz daha yok olmaktadır. Çocukluğumuzda analarımızdan Türkçenin en saf haliyle dinlediğimiz yöresel masalları (mesel) dinleme şansına sahip son nesil ne yazık ki bizim kuşağımızdır.
Aynı şekilde yöresel türküler, deyişler, maniler, atasözleri (mesel/ darb-ı mesel) meseleler (kıssa) sözlü yöresel kültürün en güzel örnekleri yanında düğün (toy) adetleri, ölü/yas adetleri, çocukların ve büyüklerin uzun kış gecelerinde oynadıkları oyunlar/ eğlentiler, yöresel çocuk oyunları ve bayram kutlama adetleri gibi yöresel kültür unsurlarının kimi günümüzde yok olmaya yüz tutmuşken, bir kısmı ise çoktan kaybolmuş ve ancak birer nostalji olarak belli bir yaşın üzerindeki kişilerin hafızalarında yaşamaktadır.

En önemli geleneklerimizden olan yaklaşık bir hafta süren, ölülerin ruhlarını şad eden 'kabirüstü' merasimlerinden çocukları sevindiren 'yumurta bayramı'na, büyükleri, gelinleri nişanlıları ve bacıları ziyaretlerin neredeyse bir zorunluluk olduğu nice bayramlar şimdi neredeyse otuzlu yaşlarda olanlar için bile tatlı çocukluk anıları olarak kalmadı mı? Bu kültürel değerlerin bugün yaşatılamamasının çok çeşitli nedenleri olmakla beraber bugün sadece yöresel kültürün hızlı yokoluşu karşısında yapılabilecekler konusunda ciddi bir çalışma içersine girilmemiştir.

Derneklerimiz kültürel etkinlik olarak gösterdikleri faaliyetler geceler, kır gezileri vs. ibaret. Bu güne kadar bu tür kültürel zenginliklerimizin ortaya çıkarıldığı tanıtıldığı etkinlikler parmaklarımın sayısı kadar bile değil. 

Derneklerimizin yöresel kültür alanında yapılabilecekleri iki ana grup altında toplanabilir: Bunlardan ilki kültürel değerleri yaşatacak, canlı tutacak, geniş kesimler -özellikle gençler- için ilginç hale getirecek faaliyetlere ağırlık verilmesidir. Bu konuda en aktif çalışma -özellikle folklor, yöresel halıcılık ve el sanatları alanlarında kursların açılması ve burada yöreye has el sanatlarının işlenerek yaşatılması gerekmekte. Fakat daha geniş alanda çalışmalar İlimizdeki kültür ile ilgili diğer kurumlar tarafından yürütülebilir. Yöresel halkoyunlarının öğretildiği kurslar açılması, yöresel oyunları onayacak tiyatro grupları oluşturulması, geleneksel giysiler ve yemekleri tanıtıcı faaliyetler, kültürel konularla ilgili yarışmalar, paneller, konferanslar düzenlenmesi bu konuyla ilgili ilk akla gelenlerdir. Bu faaliyetler yöresel kültürel değerleri tanıtıcı, bilgilendirici ve sevdirici faaliyetlerdir ve bu etkinlikler sayesinde gençlerin bir yandan kahvehane ve internet kafelerde zamanlarını boşa harcamaları önlenebilecekken öte yandan ise yeni nesillerin geleneksel kültürle bağlarını canlı tutmaları sağlanmış olacaktır.

İkinci grup çalışma ise derleme konusunda olmalıdır. İlimizde bugün her alanda yaşayan veya yokolmuş kültürel değerleri -sözlü edebiyattan bayram kutlama, düğün geleneklerine, yöresel yemek tariflerinden yöresel giysilere kadar- kapsamlı bir derleme çalışmasına girişilmeli ve yapılan bu derlemelerden Tokat’ın kapsamlı bir yöresel kültür envanteri çıkarılarak hiç değilse gelecek nesillerin ileride yararlanabilecekleri derli toplu ve yazılı bir doküman ortaya konulmalıdır. Bu faaliyete İlimizde yöresel kültür alanında amatör çalışmalarda bulunanların da katkıları sağlanmalıdır. Tüm bu bilgiler bir yerde toplanmalı ve bir kültür envanteri çıkarılması gerekmektedir.

 MART 2007

Tekme atın gitsin

Her canlı kuldur. Bu genel bir canlı muhasebesi değil, bir kulluk murakabesidir. ‘Biz’ zamirinin, Arapça’da ki karşılığı olan ‘nûn’ önekini (Biz) koca bir gemiye benzetirim hep.

Bu gemiye kimler sığmaz ki! Önce insan, kendi başına bir âlem. Hele de himmeti milleti olmuşsa, tek başına bir millet. Sonra musalliyle birlikte namaza durmuş cemaat, sonra hayalin genişliğince yeryüzü bir mescit olmuş, Kâbe mihrap, onun etrafında halkalanmış bilumum Müslümanlar, sonra hayalin genişliğince lisan-ı halleriyle kendince namaza durmuş bütün bir maddeler alemi, aynı safta ben, sen, insanlar, ağaçlar, denizler, güneşler, galaksiler… Sonra hayalin genişliğince ‘na’büdü, na’büdü’ diyen melekler, cinler, ruhlar ve manalar âlemi… Sonra zaman ve mekânın büküldüğü bir noktada aynı halkada Hz. Âdem’den son insana kadar bütün bir insanlık, bütün bir varlık…

Varlıkla irtibatın mekânı, ‘nun’ (Biz) gemisi olmalı. Aynı safta olduğumuz niceler düşüyor! Aynı safta ‘na’büdü’ dediğimiz niceler hasta, niceler fakir, niceler mazlum, niceler mahrum, niceler gurbette!!!  Safı düzgün tutmanın imkanı mı var! Birileri guruplara ayrılır, diğeri diğerinin rengini beğenmez, birinin kuyruk acısı hala çıkmamıştır içinden, hele bir tanesi vardır ki içlerinde şeytanın veledi o hiç rahat durmaz kemçirir durur. Fino köpeği gibi sadece kuru gürültü ve ses kirliliği yapar, tabi ki küçük görmemek gerek bunu zira sinekte küçüktür ama bala düşünce mide bulandırır.!!!

Kişisel çıkarları uğruna her türlü pisliğe, insanlık dışı hallere başvurabilen bu bozguncuları tutabilmek ne mümkün, birini tutarsın, diğeri çıkar, toplumu tutayım dersin, omuz verirsin kendi cephen çöker. Bu insanlık ne zulümleri, ne diktatörleri gördü. Gördü de ne oldu? Biz olamadıktan sonra Salih buradan bunları anlata dursun ne olur ki!

Yıllardır kişisel çıkarları uğruna bu toplumun tüm değerlerini bozdura bozdura harcayan insanlar hala içlerimizde, hala başımızda bir yerlerde değiller mi? Toplum önderlerinden bir tek ricam, iki elimizin arasına alalım kafamızı ve biraz düşünelim.  Çok değil sadece bir beş yıl geriye gidelim ve olayları birbir analiz edelim, toplumumuz kimler tarafından neler uğruna bölük pörçük edilmiş anlamaya çalışalım.

Toplum için dert yanıyorum desen ne çıkar, ‘na’büdü’ne ortak etmedikten sonra mağdurları! Yüzsüzler hala soframıza oturuyorsa, yâda oturmaya çalışıyorsa, bala şeker katanları, süte su katanları kınamamak lazım. Güneş, namazında seninle birlikte konuşmuyorsa sabahı beklemişsin ne, beklememişsin ne! Tembihatında yıldızlara ’Suphanallah’ çektirmediysen geceyi uyanık geçirip semayı seyretmişsin ne yazar! Peki ne yapmalıyız mı? diyorsunuz tekme atın gitsin!!!

 ŞUBAT 2007

Bu kez olmalı

Tokat Vakfı İstanbul İl Başkanlığı uzun bir aradan sonra toplanarak çalışmalarına başladı. Önceki şube yönetiminin istifasının ardından kapanan Tokat Vakfı İstanbul İl Başkanlığı geçtiğimiz günlerde şube merkezi Harem’de son istişare toplantısını yaptı. Toplantıya Vakıf Genel Başkanı Hüseyin Gülsün’de katıldı. Başkan Gülsün İstanbul’da yaşayan sayısı yüzbinlere ulaşan hemşehrilerimizi bir araya getiren güçlü bir sivil örgütlülüğüne çok acil ihtiyaç olduğunu yineledi ve İstanbul şubesinin biran önce çalışmalara başlamasını istedi. Vakıf kurucusu 20 kişiyle yapılan toplantıda vakıf şubesinin ileriye yönelik yapılması gereken projeleri, çalışma prensipleri ayrıntılarıyla konuşuldu.

İstanbul’da Tokatlı üst kimliğinin eksikliğini yaşayan hemşehrilerimiz kuruluşu gerçekleşecek TÜMTOKDER Dernekler Federasyonu ve vakıf şubesiyle güçlü bir sivil örgütlülüğün oluşumu hazırlanmakta. Sosyal ve siyasal anlamda gücünü ortaya koyamayan Tokatlılar bu oluşumlarla kamuoyunda haklı menfaatlerinin gerçekleşmesi yönünde çalışmalar yürütecek. 300’e yakın derneği ve bir milyona yaklaşan nüfusuyla gerçek gücünü ortaya koyamayan derneklerimiz bu şemsiyeler altında sosyo-ekonomik güç birliğinin sağlanmasını amaçlamaktadır. Kamudan ve birçok şeylerden yeterince yararlanamayan derneklerimizin bu oluşumlara katılmaları hedeflenen projelerin gerçekleşmesini hızlandıracağı ortadadır. Derneklerimiz bu oluşumların içine katılarak güç birliği yapmaları kendi menfaatlerine olacağından bu oluşumlarla diyaloga geçmelerinde büyük yarar var.

Diğer taraftan yıllarca benim olsun küçük olsun mantığıyla hareket bir takım çevreler halen bu oluşumlara sıcak bakmadıkları gibi sağlanmaya çalışılan bu birlikteliğin oluşumuna köstek olmaya çalıştıkları da ayrı bir gerçek. Bu olumsuzluklara rağmen Tokatlıların yarınları için uğraşan bir avuç gönüllü yılmadan çalışmalarını sürdürmeye devam etmekteler. Kişisel çıkarları uğruna toplumun geleceğini hiçe sayan bu anlayışın karşısında birlik ve beraberliğe hasret Tokat gönüllüleri büyük azim ve kararlılıkla çalışmalarını yürütmekteler.

Geçmişe ait hesapları vermekten aciz bu anlayış halan kendi çıkarları uğruna tüm değerleri çiğnemekten fitne ve fesat çıkarmaktan geri durmadığı gibi kendilerini aklamak için ne olduğu belli olmayan çıkar çevreleriyle kamuoyunu yanıltmaya devam etmekteler. Kendi oyunlarının kurbanı olan bu çevreler ortada olan bu kadar gerçeği ve kamuoyunun çok iyi bildiği yanlışlarını nasıl görmezden gelebiliyorlar anlamak mümkün değil. Bir gerçek var ki haksızlıkla abat olunmuyor, kişinin niyeti ne ise başına onlar gelir, yaratan haksızlığa asla rıza göstermez. Bir gün mutlaka bu haksızlıklar ayağınıza dolanacaktır. Doğru bir tane olduğundan onu görmek çok kolaydır, her şey ortada olduğuna göre yanlışlarınızı saklasanız da doğru kendini her zaman gösterecektir.

Büyük azim ve kararlılık içinde çalışmalarına başlayan Tokat sevdalısı, çalışan, emekli, işadamı ve bürokratlar bu oluşumun içersinde çok büyük projelere imza atmayı, Tokatlıların saygın kimliğini daha da yüceltmeyi hakkını arayan, bilinçli bir sivil inisiyatif meydana getirmeyi öncelikli hedeflerinin arasında tutmakta. Bunca yaşananların ardından toplum içinde oluşan güvensizlik biraz işleri zorlaştırsa da, İşadamı Hasan BAL dedenin dediği gibi, “Bu kez bu iş tutacak ve Bu kez olmalı”.

 

OCAK 2007

Küçük kişilikler küçük adamlarla yürür

Bir tarafta samimi duygularla hemşehrilerimizi bir araya getirmeye çalışan gönül insanları diğer tarafta, bu güzelliklere köstek olan küçük kişilikler. Yıl 2003 büyük bir coşkuyla kurulan Tokat Vakfı İstanbul İl Başkanlığı. Akademisyenlerinden çalışan emekçisine kadar toplumun büyük bir özlemle beklediği büyük oluşum. O zamana kadar hep özlemi duyulmuş ama bir türlü hayata geçirilememiş bu birliktelik öylesine hızlı büyüdü ki, hemşehrilerimizin bu birlikteliğe ne kadar hasret olduklarını gördük. Bunu ben başardım hezeyanına girenler çoksa da bu birlikteliği vakıf yöneticilerinin veya birilerinin kişisel başarısı olmadığı apaçık ortadaydı. Bu tamamen insanlarımızın birlik özleminden kaynaklanan bir heyecandı. Hal böyle iken bu coşkuyu kişisel çıkarlarına çevirmek isteyenler, yüzlerce insanın Tokatlılık adına hizmet etmek için oluşturduğu bu birlikteliği bir çırpıda gözünü kırpmadan dağıtmasına bu toplumun tüm katmanları şahittirler.

Bir yılı aşkın bu oluşumu yeniden hayata geçirebilmek için gerçek gönüllülerden teşekkül bir komisyon eski oluşumun bıraktığı yaraları sarmaya çalışmaktadır. Bu oluşuma davet ettiğimiz Tokat gönüllüleri eski yaşanan olayları dillendirerek bu oluşuma hala soğuk bakmaktadır.

Şimdi ne oldu kim ne kazandı sen ne kazandın biz ne kaybettik? Tekrar bu toplumun içine kıyıdan köşeden yer açmak isteyen küçük kişilikleri kanatlarının altına alarak bu toplumda yer bulmaya çalışman sadece bir gerçeği ortaya çıkarıyor, Küçük kişilikler küçük adamlarla yürür!!!

Bana kimse öğretmedi gazeteciliği kaldı ki çobandan koyun gütmeyi öğrenebilirsiniz gazeteciliği değil. Mütevazılık göstermeden ben bu toplumun tüm katmanlarıyla 7 yıldır iç içeyim ve kim hangi kişiliğe mensup bunu rahatça net bir şekilde analiz edebilecek bilgi ve birikime de sahibim. Cahilin kalemiyle yazarsanız sizde zaman içersinde toplum yobazı olarak anılırsınız. Bunu çok kısa zamanda hep birlikte göreceğiz.

Sanıyor musunuz Salih Tanrıverdi hiçbir şeyi duymaz, görmez, bu zamana kadar bildiklerim üzerinde üç maymunu oynadım, ama bir gözümü açarsam her yer sallanır. Son günlerde şahsıma karşı tutum alanlar bakıyorum hepsi bir birine benziyor, yağcılar, çaycılar ve çobanlar!!!

Siz bunları temizleyin öncelikle kendi arınmayan başkasını da arınmamış sanır, benimde varsa kirli gömleğim gönderin temizleyeyim. Cahille oturup kalkan her zaman ona benzer, çobanın kalemi kavaldır, sesi de bu şehirde yankılanmaz, siz en iyisi ormana gidin, orada sizi dinleyecek boş duran çok meşe ağaçları var.

 | Puan: 7 / 3 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar

ali günsevinç { 14 Ekim 2010 21:09:49 }
sayın salih bey öncelikle güzel günler
ben yeşilyurt sekücek köyü dernek başkanı
malüm köylüleri bir araya getirip bazı şeyleri paylaşmak kolay olmuyor en kısa zamanda bir dayanışma gecemiz olacak inş allah sizlerde aramızda olursunuz
köyden buraya getirip farklı şehirlerde yetim çocuklar okutmaya çalışıyoruz ama bunlar üye aidatlarıyla olmuyor bu konuda desteğinizi bekliyor şimdiden göstereceğiniz hasaiyet den dolayı teşekür ederiz yüksek yani 12 üniversite 6 lise öğrenciye yardımcı olmaya çalışıyoruz bilgi için dernek başk 0537 830 12 60
yücel kılınçarslan { 28 Şubat 2009 13:23:26 }
slm salih bey yazılarınız çok güzel aydınlatıcı başarılarınızın devamı dilerim..bıraz da reşadiye bel başkanımız hızmet adamı hakkı unalla röportaj yap hızmet proje lerını almanı ısterım.kıb
slm herkese
murat { 21 Kasım 2008 09:31:03 }
sen kimsin ya bukadar abartılı oeski vakıfı küçültüm on parmayla bir yerini bulamayan ömer şahinle yola cıkmışsın senin capın ne herkesi kötülüyorsun konuşmana ve hereketlerine dikkat et milleti hakeret etmeyi bırak bu tokatlıları nasıl doğru düzgün kişilerle bir araya getiririz diye düşkün nerdeyse milleti vatan haii yapacaksın
leyla demir { 01 Kasım 2008 18:33:56 }
sizleri tebrik eder bende bir tokatlı olarak sizlere bir katkıda bulunmak istedim
MURAT YILMAZ/ ÇEVRECİK ESKİ BLD. BŞK { 17 Mart 2008 15:43:28 }
Salih bey; bölgemizin sorunlarına mantıklı bakışınız, çözüm önerileriniz ve tüm çalışmalarınız için teşekkür ediyor, başarılı çalışmalarınızın devamını diliyorum...
tüm Tokat' lı hemşehrilerime selam ve saygılarımı sunuyorum...
salih ÖZEREN { 16 Mart 2008 12:30:24 }
Degerli yazılarınızla memleket özlemi çeken tüm tokatlılara yol gözterici kılavuz olmanız takdire şayandır.Emeğinizin karşılığını inşallah fazlası ile alırsınız.Saygılarımla ..
Harun YALÇIN { 05 Kasım 2007 13:36:32 }
Her?ey güzel olacak...Yolunuz açyk olsun...
Yn?allah katkyda bulunabilirm...

www.harunyalcin.net.tc
osman ?ahin { 15 Ağustos 2007 13:16:36 }
Salih bey sizi yapty?ynyz güzel hizmetlerinizden ötürü tebrik ediyor, çaly?malarynyzda ba?arylarynyzyn devamyny diliyorum. Kimsi sizi yyldyramaz sizin Tokat seviyor, tüm Tokatly Hem?erilerimizden gaztemize destek vermelerini rica ediyorum tokat haberci bizim her?eyimiz.
Diğer Sayfalar: 1.

 

Yorum Yazın



KalınYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    




Arama ARAMA